ECZACILIK VE ECZANELER

Son güncelleme: 19-04-2006

ECZACILIK VE ECZANELER
Anadoluda ilk eczaneler Selçuklu döneminde kurulan hastanelerde açılmıştır. Bunların ilki de Kılıç Arslanın kızı Gevher Nesibe Sultan ın vasiyeti üzerine, 1206 yılında Kayseride yapılmış olan Gevser Nesibe Sultan Şifahanesi'nde bulunmaktadır.

Hastane eczanelerinde drog sağlamak ve ilaç hazırlamak işleri ile görevli uzman kişiler bulunuyordu. Hastane vakfiyelerinde bunların isimleri, görevleri, özellikleri ve aldıkları ücretler hakkında bilgiler vardır.

Bursa Darülşifası vakfiyesi ( 1400 ) 'nde bu hastanede ilaç hazırlama işleri ile ilgili olarak saydalan , şerbetiyan, uşşaban olmak üzere üç unvan sayılmaktadır.

Fatih ( 1470 ), Süleymaniye ( 1555 ) ve Edirne ( 1486 ) Darülşifalarının vakfiyelerinde drogları sağlayan, ilaç ve macunları yapan kişiler için Aşşab, Şerbetçi, Edviyeküp gibi meslek isimleri kayıtlıdır.

Bu kişiler genellikle ilaç hazırlamakla görevli iseler de, yaptıkları ilaç şekline veya işe göre, isimleri değişmektedir. Yani ilaç hazırlayan kişiler arasında bir uzmanlaşma bulunmaktadır.

Süleymaniye Darüşşifası'nın vakfiyesinde bu hastanede çalışanar arasında Eczacıdan başka Eczacı Kalfası , İlaç Kilarcısı, ve İlaç Vekilharcı gibi ilaçların yapımı, muhafazası ve satın alınması gibi işler ile ilgili kişilere de yer verildiğini görüyoruz.

İstanbul'da Avrupadakilerine benzer ilk özel eczanelerin XVIII yüzyılın ortalarında yabancı uyruklu eczacılar tarafından açıldığını ve Kırım savaşı ( 1854 ) sırasında Avrupa devletlerinin orduları ile birlikte İstanbul'a gelen yabancı hekim ve eczacıların etkisi ile sayılarının arttığı sanılmaktadır. Bu tarihlerde İstanbul' da tamamı yabancı uyruklulara ve azınlıktan olan kişilere ait 45 eczane bulunuyordu. Bu eczanelerin çoğu Beyoğlu ( pera ) ve Galata semtlerinde toplanmıştı.

İstanbul'da halen çalışmakta olan en eski eczane 1757 ( 1171 hicri ) yılında Bahçekapı semtinde ( Hamidiye cad. no: 32 ) açılmış olan ' İki kapılı eczahane ) dir. Bu eczanenin ilk defa kimin tarafından açıldığı bilinmemektedir.1891 yılında Eczacı Gorgi Tülbentçiyan'a geçmiştir. 1902 yılında ise Batis Gorgi Tülbentçiyan ( 1883 - 1957 ) ( Sivil Tıbbiye Mektebi, Eczacı kısmı 1902 yılı mezunu ) devralmıştır. Bu eczacı , eczanenin 1957 yılına kadar sahibi olmuş ve 1946 yılında Bahçekapıdan Talimhane semtine ( Aydede cad no: 8 ) nakletmiştir. Bu eczacını vefatı üzerine oğlu Jorj Tülbentçi ( İstanbul eczacılık okulu 1953 mezunu ) tarafından yönetilmeye başlanmıştır.

İki kapılı eczane bugün Taksim, Talimhane semtinde ( Şehit muhtar cad. no: 13 ) halk sağlığına hizmet etmektedir. Eski döneme ait, isminden başka hemen hemen hiçbir şeye ait değildir.

1850 yıllarından önce İstanbul'da eczacılık genellikle, bir eczane idaresi için gerekli her türlü bilgiden yoksun, pratisyenler tarafından yapılıyordu. Bu tarihlerde Askeri Tıbbiye Mektebinin Eczacı sınıfında diplomalı eczacı yetiştiriliyor ise de, bunlar yalnız ordunun ihtiyacını karşılıyor ve bu nedenle de şehir eczaneleri usta- çırak usulune göre yetişmiş eczacılar tarafından işletiliyordu.

1831 yılında Beyoğlu semtinde çıkan büyük yangında bu bölgede bulunan hemen bütün eczaneler yanmış ve Askeri Tıbbiye Mektebi kimya hocalarından A. Celleja Bey'in Hekimbaşı Behçet Mustafa efendiye ricası üzerine, Beyoğlu ve Galata semtlerinde eczane sayısını 25 olarak saptayan fermanın çıkarılması sağlanmıştır.

Bu ferman uyarınca bu bölgede uzun süre eczane miktarı 25 olarak muhafaza edilmiştir. Bu sınırlama sonucu olarak eczane açmak gedik usulü uygulanmaya başlanmıştır. Yani bu bölgede eczane açmak için burada eczanesi olan birisinden veya eczane sahibinin varislerinden eczane açma hakkını satın almak gerekiyor ve Ruhsat devri için bazen çok yüksek fiyatlar isteniyordu.

1852 yılından sonra bu bölgede gedik uygulaması zayıflamış ve sınırlamaya karşın yeni eczanelerin açıldığı görülmüştür. Bu dönemde eczacılık ustası ( Maitres en pharmacie ) miktarı fazlalaşmış ve bu nedenle de bu kişiler eczacılık yanında hekimlik de yapmaya başlamışlardır.

Bu dönemlerde eczanelerde gece nöbeti uygulaması henüz uygulanmıyordu, ilaç ve drog fiyatlarıda fevkalade yüksek bulunuyordu.

2 şubat 1861 ( 22 Recep 1277 ) tarihinde yürürlüğe giren ( Belediye ispençiyarlık sanatının icrasına dair nizamname ) ( Reglement sur l'exercice de la pharmacie civile ) ile eczacıların çalışmaları bir nizama sokulmak istenmiş ve bunun için bir çok yeni hüküm ve zorunluluklar getirilmiştir. Bu tüzük ile Eczacılık bağımsız bir sanat ve meslek olarak kabul edilmiş ve eczanelerin Avrupa düzeyinde kurumlar haline getirilmesi ön görülmüştür.

Bu dönemde eczaneler, reçete kabul ve ilaç yapım bölümü ( laboratuvar ) olmak üzere iki kısımdan ibarettir. İki bölüm arasında bulunan küçük bir pencere laboratuvar ile giriş kısmı arasındaki ilişkiyi sağlamaktadır. Reçeteler bu küçük pencereden laboratuvara verilir ve yapılmış ilaçlarda yine bu pencereden alınırdı.

Droglar özel tahta kutularda veya çekmeceli dolaplarda saklanıyordu. Çekmeceler veya kutuların üzerinde drogların isimleri Latince veya Fransızca olarak yazılırdı.

Merhemler ve ya hulasalar özel porselen kaplarda saklanırdı. Bunlar genellikle Fransada yapılmış, silindir biçiminde, üzeri yaldız yazılı ve kapaklı porselen kavanozlardır.

Sıvı ilaçlar ve yağlar değişik şekilli cam şişelere konuluyordu. Bunların üzerilerine konulan etiketler genellikle Fransızca yazılmıştır.

Her eczanede gram, miligram ve santigrama hassa olmak üzere 3 adet terazi bulunurdu. Kullanılacak maddenin hassasiyetine göre bu terazilerden birinde ölçüm yapılırdı.

İlaçlar hazırlandıktan sonra, şekline göre, kutu veya şişeye konulur, ağzı veya kapağı, mühür mumu veya eczanenin özel mühürü ile, mühür bozulmadan açılmayacak şekilde, mühürlenirdi. Bu usul 1940 yıllarına kadar sürdürülmüştür.

 

CUMHURİYET DÖNEMİ ECZACILIK VE ECZANELER

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde eczaneler sadece büyük şehirlerde toplanmış olup, bazı il ve bir çok ilçede eczane bulunmuyordu.

1924 yılında İstanbulda 300 kadar eczane ( 1927 yılında İstanbulun nüfusu 690.857 kişidir ) vardı. Bu eczanelerin durumunu Sağlık Bakanlığı Müfettişi Ecz. İ. H. Yeşilyurt tarafından şöyle belirtilmektedir.

İstanbul ve çevresinde bulunan eczanelerin sayısı 300 kadar olup bunlar bazı bölgelerde birbirine sıkışık olduğu gibi, alışverişi kıt ve dükkanlarıda hemen hemen boş bir vaziyette ve mali bakımdan da acınacak bir halde idiler.

Bu duruma bir çare bulmak, eczacıları ve eczaneleri mali bakımdan kuvvetlendirmek ve halk sağlığına yardım eden kurumlar haline getirmek için 1927 yılında 964 sayılı ' Eczaneler ve Eczacılar hakkında kanun ' çıkartılmıştır.

 

MESLEK KURULUŞLARI

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, eczacılar tarafından aşağıdaki cemiyetler kurulmuştur.

1- Societe de Pharmacie de Constantinople ( Cemiyet-i Eczaciyan der Asitane Adliyye) İstanbul eczane sahipleri tarafından 9 haziran 1879 günü İstanbul'da kurulmuştur.

Cemiyet , eczaneleri mali yönden güçlendirerek geçinmelerini sağlamak ve aralarındaki haksız rekabeti önlemek için: Eczane adedinin sınırlanmasına, bütün eczanelerin uyacağı bir ilaç tarifesinin yürürlüğe konulması, diplomasız eczacıların çalışmalarının önlenmesi, gece nöbet tutulması, aktar, depo ve hekimlerin ilaç satmasının önlenmesi gibi konularda pek çok emek harcamış ve bazı yönetmelik tasarıları hazırlamış ise de, karşılaştığı yasal ve mesleki güçlükler nedeni ile bu arzularını gerçekleştirme olanağı bulamamışlardır.

2- Devlet-i Osmaniye Eczacıları Cemiyeti ( Societe Pharmaceutique de l'Empire Ottoman )

1908 yılında Meşrutiyetin ilanı ile birlikte, memlekette yeni bir ortam meydana gelmiş ve meslek mensupları aralarında birlik ve yardımlaşmayı sağlamak için cemiyetler kurma girişimlrine başlamışlardır.

Eczacılar da zamanın tanınmış eczacılarında Hamdi, Ethem Pertev ve Beşir Kemal'in öncülüğünde, bir ' Eczacılar Cemiyeti ' kurmak için Haliç Fenerinde bir açık hava gazinosunda bir toplantı yapmışlardır.Bu toplantıya 250 nin üzerinde eczane sahibi (yaklaşık İstanbuldaki eczanelerin bütün sahipleri ) katılmışlardır. Bu toplantıda Devlet-i Osmaniye Eczacıları Cemiyeti adı altında bir cemiyet kurulmasına karar verilmiş ve cemiyetin idari heyeti seçilmiştir.

Devlet-i Osmaniye Eczacıları Cemiyeti ( Societe Pharmaceutique de l'Empire Ottoman ) ismini alan bu ikinci cemiyete, Türk olmayan hemen bütün eczacılar, birinci cemiyetten ayrılarak girmişlerdir. Bu nedenle ilk cemiyette 20 kadar Türk aza kalmıştır.

3- Societe Pharmaceutique de l'Empire Ottoman - (Devlet-i Osmaniye Eczacıları Cemiyeti )

Bu cemiyet kasım 1909 tarihinde, çoğunluğu Türk olmayan eczacılar tarafından, İstanbul da kurulmuş, ilk başkan olarak Piere Apery seçilmiş ve eczacıların sorunları üzerinde çalışmaya başlamıştır.

4- Dersaadet Ecza Tüccaranı Cemiyeti ( Association des Droguistes de Constantinople) İstanbulda ecza ticareti ile uğraşan kişiler 12 mart 1921 günü toplanarak bir Ecza Tüccarları Cemiyeti kurulmasına karar vermişlerdir.

 

CUMHURİYET DÖNEMİ

Cumhuriyetin ilk yıllarında Sıhhat Vekaleti ( Sağlık Bakanlığı ) müfettişliğine atanmış olan Ecz. İsmail Hakkı Yeşilyurt, 1924 yılında eczacılık ve eczanelerin durumunu söyle anlatmaktadır.

1924 yılı Ekim ayı başında, yani nundan tam 21 yıl önce ( sıhhat vekaleti ) müfettişliğine tayinin sırasında durum kısaca şu şekilde idi:

a- Ecza Ticarethaneleri: Mütareke yıllarında her müsaade isteyen esnafa birer Ecza Deposu ruhsatı verilmiş olup yalnız İstanbul'da 70 kadar Ecza Deposu vardı. Bunlardan yalnız 10 tanesi Muhteviyatı itibari ile Ecza Deposu na benziyor idise de, geri kalanı kirli bir şekilde ancak aktar dükkanına benziyor idi.

b- Eczaneler: İstanbul ve çevresinde bulunan eczanelerin sayısı 300 civarında idi. Bunlar bazı bölgelerde birbirine sıkışık olduğu gibi alışverişleri kıt ve dükkanları da hemen hemen boş bir vaziyette ve mali bakımdan acınacak bir halde idiler.

c- Galenik maddeler ve tıbbi müstahzarlar: Bunlardan galenik maddeler kodekse göre yapılmış ve oldukça muntazam bir halde idi. Yerli müstahzarların sayısı pek az olup bunlar ruhsatnameli idiler. Yabancı müstahzarlara gelince, bunlar gelişi güzel ve müsaadesiz girmiş olduklarından bunların ne formülleri belli ve de ne sayıları malum idi

d- Kontrol ve teftiş: O vakit yürürlükte olan 22 Recep 1277 ( 1861 ) tarihli ( Belediye ispenciyarlık nizamnamesi ) teftiş ve kontrolde esas olup çok eskiden yapılmış olan bu nizamnamenin mevzuatı mahdut ve zamanın ihtiyacını karşılamaktan çok uzak idi.

e- Meslekte iktisadi durum: Merhum Ethem Pertev ve Beşir Kemal gibi çalışkan birkaç meslekdaş bulunması ile beraber esaslı teşebbüslere girişmek için elde işe yarar bir sermaye de yok idi

Her alanda olduğu gibi, eczacılık alanında da Cumhuriyet dönemi ile birlikte, köklü değişiklikler olmuş ve Türk eczacılığının da çağın koşullarına uygun bir duruma gelebilmesi için her türlü gayret gösterilmiştir.

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında memleketimizde eczacılık, ecza ticareti, depoculuk ve ilaç ve galenik preperatlar yapımı büyük ölçüde azınlıklar ve yabancı uyruklu kişiler elinde veya kontrolünde idi.

Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi ve 1928 yılında uygulanan eczanelerin sınırlandırılması kararı, bu durumu Türklerin lehine çevirmiş ve azınlıklar tarafından yönetilen bir çok eczane, depo ve imalathane Türklerin idaresine geçmiştir.

Bu yeni dönemde Türk eczacısı sonsuz bir gayret, Türklerin bu alanda da başarılı olabileceği inancı, sabır ve özveri sonucu çağdaş eczacılık kurumları yaratarak bunları yönetmeyi başarmıştır.

Bu fedakar inkilap ( devrim ) nesli, bütün maddi ve manevi güçlüklere karşılık, bu gün iftahar duyduğumuz eczacılık müesseselerini kurarak memleket sağlığına hizmet etmişlerdir.

Bunların içinde Hüseyin Hüsnü Arsan, Kemal Atabay, Hasan Derman, Ferit Eczacıbaşı, M. Nevzat Pısak, Dr. İ. Ethem Ulugay, İsmail Hakkı Yeşilyurt gibi şöhretleri sayabiliriz.

Cumhuriyet Hükümeti, eczacılık öğretim kurumu olarak, Kadırga semtinde köhne bir konakta öğretim yapmaya çalışan bir kurum ( Eczacı Mekteb- i Alisi ) devr almıştır. Zamanın Mektep Müdürü Dr. Server Hilmi ( Büyükaksoy ) nin gayretleri ve Hükümet yardımları ile Eczacı Mektebine Beyazıt Meydanında bir bina sağlamış ve mektep 1926 yılında bu binaya taşınmıştır. 1933 reformu ile eczacılık öğretimin yüksek bir seviyede yapılabilmesi için Avrupadan öğretim üyeleri ( K. Bodendorf , C.H.Brieskorn, P. Duquenois, A. Heilbronn ve L. Rosenthaler ) getirilmiş olmasına karşılık öğretiminde istenen olanaklara ( yeterli bina, araştırma laboratuarı, apareyler ve öğretim elemanları gibi) sahip olunamamıştır. Bu nedenle Ecz. Prof. Dr. Sarım Çelebioğlu, 1950 yılından itibaren, eczacılık öğretiminin çağdaş düzeye erişebilmesinin ancak Eczacı okulu'nun Fakülte haline getirilmesi ile mümkün olacağı düşüncesini tekrar ortaya atmıştır.

Profesör Çelebioğlu, sonunda Okulun Fakülte haline getirilmesi için verdiği uğraşta başarılı olmuş ve bir süre Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi olarak çalışma mutluluğuna erişmiştir.

Eczacılık öğretim kurumunun Fakülte haline getirilmesinin yararlarını savunanlardan biride Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi Materia Medika ( İlaç bilgisi ) öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Suner olmuştur. Onun başarılı ve akıllı çalışmaları sayesinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Profesörler kurulu Ankarada bir Eczacılık Fakültesi açılması için karar almış ve bu karar uyarınca Türkiyenin İlk eczacılık Fakültesi olan Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, 1960 yılında öğretime başlamıştır. Bunu 1962 yılında İsatnbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi izlemiştir.

ECZACILIK GÜNÜ

Bir çok meslekte olduğu gibi, eczacılık mesleğininde birarada toplanıp sorunlarını, meslekteki ilerlemeleri, gelecekte yapılması düşünülen işlerin toplu olarak görüşülebileceği bir 'Eczacılık Günü ' olmasını eczacılar eskiden beri istemektedirler.

Türk Eczacıları Birliği'nin 3. Büyük Kongresi ( kasım 1958 ), bir eczacılık günü tarihinin saptanması hakkında karar alınmıştır. Bu karar Türk Eczacılar Birliği Merkez Heyetinin eylül 1967 tarihli toplantısında görüşülmüş ve Türkiye de ilk eczacılık eğitiminin yapıldığı kurulış olan Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye- i Şahane ( Askeri Tıp Mektebi ) nin Sultan Mahmud II tarafından açıldığı gün olan 14 mayıs günü Eczacılık Günü olarak kabul edilmiş ve ilk Eczacılık Günü toplantısı 14 mayıs 1968 tarihinde İstanbul da yapılmıştır.

İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi yayınlarından derlenmiştir.

 

 

 

 


ECZACININ SESİ


Son eklenen haberler

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim