%3’LÜK EYLEM

Son güncelleme: 29-05-2006

SSK ANLAŞMASI YAPILMALIMIYDI ?

Başta SSK’nın ve BUT’un uygulamalarından, ilaç firmaları ile bunların her türlü cambazlığına göz yuman ilgili Bakanlıkların uygulamalarından, stoklarının devamlı bedelsiz kamulaştırılmasından ve benzeri sorunlardan bunalan, isyan eden, huzuru kalmayan, dürüst çalışan, deontolojiye uygun çalışan, para için takla atmayan, maddi sıkıntıya uğrayan arkadaşlar, sizin duygularınızın tıpatıp aynısını yaşıyorum. Bizler gibi binlerce eczacının olduğunu da biliyorum.

Bazı kişiler, kardeşim madem o kadar bunaldınız yapmayın SSK diyebilirler. SSK'lıların olduğu bir bölgede gel de yapma. İlacın %90 alıcısı devlet olmuş, gel de yapma. Herkes alışveriş merkezinde eczane açamaz ki. Herkes zengin muhitlerde dermo-kozmetik satamaz ki.

Bizim gibileri tasfiye edecekler arkadaşlar, bundan emin olun. 8 bin eczane eczacısı (%3’lükler ile bu orana yakın%3.5’luklar) işsiz eczacılığa doğru çıktığı yolculuğun SSK başta olarak, kurum uygulamaları ile mesleğin sonuna doğru hızla geliyoruz.

Bazı kendini çok uyanık sanan, her şeyi bildiğini sanan meslektaşlarımız, bu eczacılarda bir türlü batmadı yahu.. Yıllardır 2 sene sonra, 5 sene sonra battık derler, ama bir türlü de yok olmazlar derler ya. Bu tiplerde eczacıdan yana gözüküp, aslında sistemi savunan, işbirlikçilerle bazen küserek, bazen sevişerek yatıp kalkan, riyakarlardır.

 

DÜRÜST %3’LÜK ECZACILAR NE YAPACAK ?

Dürüst eczacı ne iş yapacak ki, tabii ki ticaret kurallarını alt üst ederek, zararı bile bile işlerini ve mesleklerini devam ettirmek için borç bulacak, kredi kullanacak, her türlü olanağı deneyecek. Var mı başka çaresi. Bu iş yapılmaz deyip, kapatıp ne iş yapacak. Başka bir şey öğrenmemiş ki. Bildiği tek şey eczacılık.

Ama artık başka bir iş öğrenme zorunda oldukları anlatılmaya başlandı bu bir türlü batmamakta direnen inatçı eczacılara…

Dürüst, gerçekten sağlık hizmeti vermeyi eczacılık olarak bilen ve uygulayan bizler için bilhassa SSK reçetesi yapmak bir işkence. Sinir falan kalmadı. Hastalara sorun anlatmak bir dert. Hiçbiri anlamak istemiyor. Zaten bir kere anlattın mı bir daha sana gelmiyor. 25-30 senelik dostluklar bozuldu. İşin ilginç yanı ise SSK'lı hastaların çoğu, eczanelerimizi hala SSK'nın resmi eczanesi sanıyor. Anlatıyorsun, şu eksik, teşhis yetersiz, (tabii ki teşhis nedir bilmiyor) protokol no'su yok. Bunlar onu hiç ilgilendirmiyor. Sen şimdi bu ilaçları bana vermiyor musun diyor. Kardeşim bu şekilde verirsem devlet ilacımın parasını ödemez diyorsun. İşte bu para lafı hastayı çıldırtıyor. Bana ne ben yıllardır primimi ödedim, doktorun yazdığı ilacı almak hakkım diyor. Benim para peşinde gözüken, sadece ilacının parasını düşünen biri olduğumu ve ona ilaç vermeyen zengin, tuzu kuru biri olduğumu düşünüyor.

Zaten halkın ve bizden başka herkesin “eczacılar malı götürüyor, bir ilaç dünya para, zaten vergi verme sıralamasında 2. sıradalar, hepsi zengin bunların” dediği birer küçücük burjuva sınıfından esnafız ya..

Katılım payı almayız, devlete iskontoları koskoca ilaç tekellerinden daha fazla yaparız, ciplere bineriz, kışlıkların yanında yazlık evlerimiz vardır, eczanelerimizde kalfalar çalışır, çocuklarımız özel okullarda okur, eczacı bu boru mu, paraya para demez, 9 milyar dolarlık pazarları vardır, hangi meslek grubunun bu kadar dolarlık garanti pazarı vardır ve bir de devamlı ağlarlar, Allah gözlerini doyursun…

Evet arkadaşlar eczacıya genel bakış açısı budur.

 

BU DEVLETİ SEN Mİ KURTARACAKSIN ?

Sen en yakının olan ve eczacı olmayan birine bile “ben böyle eczacı değilim, kıt kanaat geçiniyorum, dünya kadar borcum var desen ve inandırsan bile sana; “oğlum-kızım, kardeşim sen enayi misin, niye diğerleri gibi yapmıyorsun, bu devleti sen mi kurtaracaksın, herkes ne yapıyorsa sen de yap, karne bul, doktor ayarla, ilaç mümessilleri ile ortaklık yap yazdır reçeteleri yolunu bul, dünyaya bir daha mı geleceksin, bırak bu dürüst ayakları, romantikliği, namusluluğu, solculuğu, bunlar karın doyurmuyor, bak çoluk çocuğun var- yaşlılığın var, bul yolunu, hele bırak bu oda falan işlerini, bir de oraya buraya koştururken eczaneni kalfalara bırakıp soyduruyorsun kendini enayiiiii” derler. Bana çok dediler de ondan biliyorum.

Reçetenin eksikliğinden ilacını veremediğimiz hasta ilaca ulaşamamaktaki, öfkesinde haklı tabii . “Ama aynı hasta, yani vatandaş etrafında olan biteni görmemek için direnmeye de devam ediyor, ben bugüne bakarım ilacımı alırım, yok sağlık özelleşirmiş, yarın bu ilacı bile alamazmışım beni ırgalamaz, biz cahiliz aklımız böyle şeye ermez, biz günlük yaşar günlük çıkarımıza bakarız, bizim yarınımız yoktur, çünkü halkız biz diyor."

 

ECZACI-HASTA ÇELİŞKİSİNİ DEVLET SEYREDİYOR…

Ama bizim katmandan olan eczacı da haklı. Eczacı-hasta çelişkisi, bu aşamada çözülemez gözüküyor. Çünkü bu aşamada çıkarlarımız devlet tarafından zıtlaştırıldı. “Hükümet diyeceksiniz ama bu ülkenin devletini oluşturan bürokratı da, muhalefet partisi de, vatandaşları da! YAHU NE OLUYOR, bu işte bir terslik var demiyor.”

SSK’nın devlete devri sağlıkta özelleştirmenin ve yoksul halkın ilaca ve sağlık hizmetine ulaşamamasının yolunun açılmasıydı, vatandaşın gıkı çıkmadı, SSK’nın Sağlık Bakanlığı’na satılmaması için destek vermeye çağıranlara, vatandaşlarımızın çoğu komünist dediler, anarşist dediler, biz devletimize karşı gelmeyiz, devletimiz bize bakar dediler, Nazım’ın “biraz koyunları”…

Yani devlet yapacağını yaptı. SSK'lıya ilaçta tasarruf yapıyorum fikrini direkt söylemiyor. Bizi araya sokarak, bize ödeme yapmam tehdidini dayatarak, SSK'lıya "ben size kolaylık yaptım, kuyruktan kurtardım, git ilacını eczaneden al, daha ne yapayım, devrim yaptım devrim" diyerek hiç sıkılmadan hala OY avcılığı yapıyor.. Hasta da kendisine ilacı eczacının vermek istemediğini sanıyor. Bu kanısını da, yine bizim kendi içimizden meslektaşlarımız sağlıyor. Nasıl mı?

 

SAZAN GİBİ SSK PASTASINDAN YARARLANMAK İSTEYEN ECZACILARIN ÇOĞU REÇETELERE ATLADILAR.

Şöyle;

Gerçekten, sazan gibi SSK pastasından yararlanmak isteyen eczacıların çoğu reçetelere atladılar. Domaç efendinin geçen yıl övüne övüne dediği gibi SSK reçeteleri daha başlamadan sağlık kurumları etrafında konuşlandılar. Reçete kapma yarışına girdiler. Bu tiplerin hiçbiri reçetede ki eksiklikleri hastaya yansıtmadı. Bazısı bilmeden bazısı bilerek gıklarını çıkarmadan reçeteleri hiç sızlanmadan,hastaya sorun var demeden karşıladılar. Bilerek yapanlar bu eksiklikleri doktorlara ulaşarak, çoğu özel olarak ‘doktora ulaşma elemanları’ istihdam ederek düzeltme yolunu seçtiler. Hatta bazılarının SSK kontrol elemanları eczacılarla sınıf arkadaşı veya başka nedenlerle ilişkiler kurarak reçeteleri konusunda bilgi ve yardım alarak, teslim edilen reçeteler için de olası eksiklikleri kesinti yapılmadan düzeltme yolunu seçerek bol bol reçete yapma yolunu seçtiklerini uluorta anlattıkları eczacı kulislerinde konuşuluyor. Bu durumu tabi ki ispat edemeyiz ama deontoloji kurallarına uymayan eczacıların yaptıkları eczacı odalarının onur kurullarında ki dosyalarda o kadar enteresan ve akla hayale gelmeyecek yöntemler olarak mevcuttur ki...

Bu tiplerin yaptıkları yolsuzluk icatları için duyulanlara artık meslek kamuoyunda kimse şaşırmıyor, hadi canım bu kadar da olmaz demiyor. Bu eczacı tipleri bizlere hiç yabancı gelmiyor. Çünkü ülkemizde bu tipleri o kadar çok gördük ki. Eczacı da bu toplumun bir parçası.

 

ECZACILAR, UZAYIN BİLİNMEYEN BİR GEZEGENİNDEN IŞINLANARAK BU ÜLKEYE GELMEDİ Kİ...

Kimisi, bol reçete yapayım, eksiklikleri hekime düzelttireyim, yine de eksik ödeme gelirse, bu zararımı bol reçete yaparak elde ettiğim kârdan karşılarım dediler.

Yine de, çoğunuz pes yahu diyeceksiniz, eczacının bu tüccar cinliğine…

Tabii ki SSK’lı, Yeşil Kart’lı hasta karnesi toplama ve ilaç yazdırma işini de unutmayalım.

Ama bu tüccarlar olduğu müddetçe, hükümetler, bürokratlar bu tüccarların varlığını bildikçe, eczacılar birlik olup bu tip sorunlarını mümkün değil çözemezler.

Bu sansarların marifetleri sayesinde bizlerde mecburen kuzu kuzu, ama işte sızlana sızlana, böyle bağıra çağıra, bağıran çağıranları eline diline sağlık ne de güzel yazmışsın sorunlarımızı diye diye YOK OLUP gideceğiz.

Vaziyet maalesef bunu gösteriyor. Bu tip eczacılar olduğu müddetçe, kurunun yanında yaşta yanmaya devam edecek.

Nasıl birçok, çıkarcı, din-iman-allah-bayrak-vatan-millet dolmuşuna gelen, çok uyanık geçinen ama devamlı kendisini daha da yoksullaştıracak siyasi partilere oylarını vererek bizim gibileri de bu sarmalın içine çeken vatandaşlarımız bolca varsa, meslek içinde de bu vatandaş tipi birçok meslektaşımız ne yazık ki vardır. Bu tip meslektaşlarımıza güvenerek, bunların varlığını bahane ederek gözümüzün içine baka baka haklarımızı savunmak adına yönetime gelen yöneticilerimizde bizim gibileri yavaş yavaş yok olma sürecine götüren ilaç ve sağlık politikalarına olur veriyorlar. Bir kısmı da olur vermez gözüküyor ama durdurmak içinde yine bu tip eczacıları bahane ederek bir şey yapmıyorlar.

 

BU TABLO İLE YAPACAK HİÇBİR ŞEY YOK GİBİ GÖZÜKÜYOR DEĞİL Mİ?

Bence yapacaklarımız var. İnsanoğlunun gönülden, yürekten isteyip de yapamadığı hiçbir şey yoktur bu dünyada. Yeter ki kıvırtmadan yürekten istesin. İlk önce söylediklerine inansın, sonra söylediklerinin ardında sonuna kadar durabilsin.

 

"%3’LÜKLER SİZLERE SESLENİYORUM. LOKOMOTİF SİZ OLACAKSINIZ."

Çünkü ilk kaybedecek, ilk bitirilecek bizleriz. (%3.5’lukların bizim dilimimize yakın olanlarını bizim katmanda kabul ediyorum.)

Bize, geri kalan %3.5’luklar ve diğerleri katılır mı bilemem. Adam gibi, yürekten ve samimi olarak katılacaklarsa gelsin katılsınlar bizlere.

Katılmak isteyen olursa bakarız o zaman.

Hükümet, 6197 sayılı yasada eczacının tekelinde olan eczanenin sahibi ve mes’ul müdürü aynı eczacıdır anlamında ki uygulamayı değiştirip, eczanenin sahibi eczacı olmayabilir, ama mes’ul müdürü eczacı olmalıdır derse, o zaman sanırım hepimiz lokomotif oluruz. Oluruz değil mi? Ben bu durumda bile 23.000 eczacının eksiksiz lokomotif olacağını sanmıyorum.

Neyse, %3’lükler biz işimize bakalım.

%3’lüklerin ciroları aylık 8 milyar ile 21 milyar arasındadır. “Bir türlü batmadı bunlar diyenlere söyleyeyim: Bu cirolar gerçektir.”

Bu rakamlarla ortalama brüt kârlılığımızın %22 olduğunu, bu ciroların M.F.lerden ne kadar faydalandığını, reçete karşılamak için yaptığımız asgari bile olsa alımlara ve stok devir hızımızın ciroya paralel yavaşlılığını, şakır şakır verdiğimiz tüm vergileri ve ödediğimiz kredi faizlerini gözeterek bakarsak, bu katmana girenlerin çoğunun yoksulluk sınırında ve geri kalanında yoksulluk sınırının birazcık üstünde kazandığını tespit ederiz.

%3’lüklerin tamamı faiz ödemektedir. Bankadan, TEB yardımlaşma sandığından, kredi kartından alınan kredi borcu olmayan yok gibidir.

%3’lükler ayakta kalmak istiyorlarsa, diğer meslektaşlarının her gün biraz daha cirolarını eksiltmelerini çaresizce izlemek istemiyorlarsa RADİKAL bir eylem yapmak zorundadırlar.

 

BU EYLEM İÇİN ECZACI ODASINA , TEB’E FALAN İHTİYAÇLARI DA YOKTUR.

“EYLEMİN AMACI” ülkede ki 23.000 eczacının içinde kalıcı bir biçimde yer alarak sorunsuz, sıkıntısız, borç para peşinde koşmadan, sömürülmeden ve de yine bildikleri gibi hiç değişmeden adam gibi, dürüst eczacılık hizmeti, sağlık hizmeti yaparak, abuk sabuk ilaç satım-alım protokol uygulamalarının esareti ile hasta kaybederim korkusu yaşamadan, kendi kazançları ile bir tanecik mütevazi konut sahibi olabilmek için konut kredisi taksitlerini ödeyebilecek kadar, yani insanca yaşayabilecek derecede kazanarak mesleklerini yapabilmektir.

 

YA KAZANIRSIN, YA DA TAMAMEN KAYBEDERSİN.

Amacı bu olan eylemi yapmak en temel insani hakkımızdır.

Her eylemin yani her bir tercihin kararı zordur. Her tercihin bedeli vardır.

Bu bedel bizim amacımızın gerçekleşmesi de olabilir.

Bu günkü berbat durumumuzu ıkına sıkıla uzatmaya da son vererek, yok olma sürecimize kendimiz karar vermiş olarak yok da oluruz.

Gerçekleşirse ne ala, gerçekleşmezse en azından kurtulmak için denedik ama olmadı ipimizi biz çektik deriz.

İşte eylem için verilecek karar budur. Bu tercih zor bir tercihtir.

Artık gelinen nokta budur. Bundan sonra sorunlarımıza çözüm bulmak için yapılacak eylemin sonucu böyledir.

"Ya kazanırsın ya da tamamen kaybedersin."

Artık eylemde taşın altına herkesin eli tek tek girecektir.

Birisi, birileri eylem yapsın, bakarız bize zarar gelmeden fayda göreceksek, sorumluluğu başkaları alırsa katılırız devri kapandı. En azından bu konjoktürde böyle.

Evet, TEB’in ve onun örgütlediği eczacı odalarının önderliğinde eylem devri çoktan bitti.

Eylem yapalım ama örgütümüz bizim önümüze geçsin, olası zararımızı onlar göğüslesin, bana zarar gelmesin devri kapandı.

Eylemin olası zararını göğüsleyecek örgüt olamaz mı?

Olur tabii. Hem de bal gibi olur.

Örgüt yöneticileri, aynı ülke yöneticilerinin de olması gibi dürüstçe ekmek parası peşinde olanlardan yani bizim katmandan oluşursa, o zaman herkesin insanca yaşaması için gereken koşulları yaratmak, sağlamak için mücadele ederler.

Daha siz eylem demeden onlar sizlerle beraber , sizlere de siper olacak şekilde "size siper olmanın aynı zamanda kendine de siper olmak olduğunu anlayanları kastediyorum" insanca yaşamamız için eylemler tasarlayabilirler.

Eylemin ne olacağına, ne olduğuna gelmeden önce böylesi iki ucu olan eyleme hazır olanları saptamak en doğru yoldur.

Ben her sonuca varım diyen, bizim katmandakilerin önderliğinde yapılacak eylem diğerlerini de yanımıza çekecektir.

Evet, bizim katmanlar: Kaç kişiyiz.

Kaç kişi olduğumuzu nasıl belirleyelim dersiniz.

Hadi gelin kaç kişi olduğumuzu belirlemenin yöntemini hep beraber belirleyelim.

 

EYLEM NEDİR? NE GİBİ EYLEM DÜŞÜNDÜN DİYECEKSİNİZ TABİİ Kİ…

Eylem kolay, yeter ki eylem sonucu tamamen yok olmayı göze alanlar bir adım öne çıksın ve bu öne çıkanları nasıl belirleyeceğimizin yöntemine katkı yapalım.

Sonra eylemi ve niteliğini yine birlikte saptarız.

Benim kafamda ki eylem ile bir tek ipucu vereyim: PAYLAŞMAK.

BEDRETTİN’İN dediği gibi “yârin yanağından gayrı her şeyi paylaşmak”

"Hep bir ağızdan türkü söyleyip

Hep beraber sulardan çekmek ağı,

Demiri oya gibi işleyip hep beraber,

Hep beraber sürebilmek toprağı,

Ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,

Yarin yanağından gayrı her şeyde

Her yerde

Hep beraber !

Diyebilmek

İçin." "N. Hikmet-Şeyh Bedrettin Destanı"

Bunu eczacılığa uyarlayabilirsiniz.


Ecz. Can YETİŞEN


Son eklenen haberler

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim