BİZ ECZACILAR OLARAK;

Son güncelleme: 25-03-2006

 

 

Ecz. Mustafa Nuri ŞENER

Birincisi Uluslararası Konumda: Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesinde; “HER İNSANIN YİYECEK, GİYECEK, KONUT, TIBBİ BAKIM VE GEREKLİ TOPLUMSAL HİZMETLER DE DAHİL OLMAK ÜZERE, KENDİSİNİN VE AİLESİNİN SAĞLIĞINI VE REFAHINI SAĞLAYACAK UZUN BİR YAŞAM DÜZEYİNE HAKKI OLDUĞU; İŞSİZLİK, HASTALIK, SAKATLIK YA DA GEÇİM OLANAKLARINDAN İRADESI DIŞINDA YOKSUN KALDIĞI DİĞER HALLERDE GÜVENLİK HAKKINA SAHİP OLDUĞU”  belirtilmektedir.

İkincisi Ulusal Konumda: Anayasa’nın 60. maddesinde “HERKESİN SOSYAL GÜVENLİK HAKKINA SAHİP OLDUĞU, DEVLETİN BU GÜVENLİĞİ SAĞLAYACAK GEREKLİ TEDBİRLERİ ALACAĞI VE GEREKLİ TEŞKİLATI KURACAĞI”açıkça belirtilmiştir.

DİYE DÜŞÜNEREK:

“Sağlık ve ilaç sorunu”, doğası gereği biz eczacıların dışında bir sorun değil. Bu sorun, bizim varlığımızı, geleceğimizi, birebir ilgilendiren bir sorun. Ekmek kapılarımız, yılarımızı verdiğimiz emek kapılarımız eczanelerimizin geleceğini ilgilendiren belki de gelecekte bizim eğitimini aldığımız eczacılık mesleğinin dışına itilmek istenen ilaç ve sağlık sorunu.

İlaç denilince insan sağlığından, insan sağlığı denilince ilaçdan ayrı düşünelemeyecek bir dönemin içindeyiz. Bu anlamda, uygulanan ve uygulanmak istenen sağlıkla ilgili çözümlerin, oluşturulacak sağlık politikalarının dışında olamayız.

 

Uygulamaya sokulmak istenen Genel Sağlık Sigortası ve Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’na  dair bizim, biz eczacıların da söylemesi, anlatması, anımsatması gereken konuların olduğuna inanmaktayız. Gerek yurttaşlık hakları, gerekse Anayasal hakları nedeni ile geri götürelemeyecek sağlık ve sosyal güvenceleri ellerinden alınmaması gereken insanlar ile biz eczacılar yüz yüze bırakılmakta bir anlamda karşı karşıya getirilmekteyiz. Tüm bunlara karşın, sosyal güvenliği sağlaması gereken, zamanla ortaya çıkan yeni sağlık sorunlarına, hızla gelişen teknolojik çağa ve yaşama uyum sağlayamayan, Sosyal Güvenlik Örgütleri yeterli yasal önlemleri alabilecek şartları geliştiremeyince günümüzde yaşanılan Sosyal Güvensizlik Ortamı gündeme gelmiştir. Güvenilir bir yapılanma adına özelleştirmeler, buna uygun özel sağlık kuruluşları çare olarak ortaya sürülmüştür. Ekonomik alanda yaşanan her tür başarısızlık, uluslararası dalgalanmalar ve yanlış sosyoekonomik politikaların çıkmazlarında, alınabilecek ekonomik önlemlerin başında sosyal güvenlik sistemlerinin ‘tasarruf adı’ ile alınan önlemlerin olumsuz sonuçlarını biz eczacılar eczanelerimizde bir bir yaşamaktayız. Bu ‘tasarruf önlemlerinin’ en kolay ama en can alıcı yönü, ilaç ve sağlık harcamalarındaki olumsuz etkilerini ve örneklerini bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Bireysel güvensizlikten başlayarak sosyal güvensizliğe tırmandırılan bu sürecin sonu, özelleştirme çabaları, özel sağlık kurumları ve onların sağlığa getirdiği olumsuzluklar ile yaşanabilirdi. Şimdi gelin bu olumsuz etkileri yaşamsal örneklerle bunları bir bir tarih sırası ile ve basından alıntıları inceleyelim.

.................................................

Basından:

“Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 17/ARALIK/2004 tarihinde Genel Sağlık Sigortası Yasa Taslağı’nı yayımladı.

“Dr. Şükrü GÜNER”

17/Mart/2005:

Böylesi önemli bir konunun kamuoyunda henüz yeterince tartışıldığı söylenemez. Genel Sağlık Sigortası Yasası’nın çıkarılması girişimleri gerçekte otuz yıldır ülkemizin gündemindedir. Bu tıkanmanın altında yatan neden finansman sorunudur. Hazırlanan tasarılarda genel sağlık sigortası finansmanının ağırlıklı bölümü kişilerden alınacak prim ve katkı paylarından oluşmaktadır. Tasarıların gerçekleşememesinin en önemli nedeni, ödeme gücü olmayan ve nüfusun en az yüzde 40’lık bir kesimini oluşturan kişilerden prim toplanamayacağı gerçeğidir.

ÜLKEMİZDE MEVCUT DURUM.

Tüm yurttaşların sağlık açısındansosyal güvenceye sahip olmaları, onların en başta gelen haklarıdır. Bu hak hiç bir nedenle ortadan kaldırılamaz.

Ülkemiz herkese ihtiyacı olan standartlarda sağlık hizmeti sunmak zorundadır. Bu hizmet yıllar boyu ihmal edilmiştir. Bu nedenle de bu gün 20 milyonu aşkın insanımızın sağlık açısından sosyal güvencesi bulunmamaktadır.

Bu gün ülkemizde yalnızca Emekli sandığı, Bağ-Kur, Sosyal Sigortalar Kurumu ve küçükde olsa özel sigortalar eliyle nüfusumuzun bir kısmı sağlık açısından güvence altındadır. Bu gün 5,4 milyon civarında SSK’li çalışan vardır. En az bir o kadar da sigortasız çalışan olduğu tahmin edilmektedir.

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDEKİ DURUM.

İngiltere, İrlanda, Danimarka, İsveç, Finlandiya ve Portekiz sağlık harcamalarının büyük bir kısmını genel bütçeden karşılamaktadır. İtalya, Yunanistan, sağlık finansmanının ağırlıklı bölümünün genel bütçeden karşılanması süreci içine girmiştir. Bizden 8 kat daha yüksek geliri olan ülkelerde bile sağlık güvencesi, kamusal kaynak olan genel bütçe ağırlıklıdır.

SONUÇ.

Sağlık hizmetinde her türlü kayıt dışılığın önlenmesi, hizmetin tek elden koordinasyonu ve savurganlığın önüne geçilmesi, standartların tespit edilip denetlenmesi ile genel bütçe ağırlıklı bir finansman modeli, tüm vatandaşlarımıza ihtiyacı olan yeterli sağlık hizmeti güvencesi sağlaması girişiminde daha gerçekçi görülmektedir.”  

.................................................

Bizim açımızdan:

Oysa biz eczacıların kendi payımıza düşen; önerimiz, sağlıkla ilgili tüm kurum ve kuruluşların bir araya getirilerek, temsilcilerini dinleyerek, ulusal sorunları, çıkmazları  bilen, güçlükleri anlayabilen insanların önerileri alınarak, oluşabilecek sorunları en aza indirebilecek bir ortamda tartışılarak karar alınması ve bu kararlar doğrultusunda çıkarılacak yasalara karar verilmesi idi.

Ulusal düzeyde Sağlık ve Sosyal Güvenlik Politikalarının oluşturulmasına tüm sağlık çalışanlarının görüşü alınmadan karar verilemez. Günlük yaşamın içinden gelmeyen, tepeden inmeci düşüncelerle alınan kararlar, uygulanmak istenen talimatlar, bir yanı ile sağlık kurumlarını ki özellikle hastaneleri ve eczaneleri, diğer yanı ile insanların sağlığını olumsuz etkilemiştir.

.................................................

Basından:

“DEVLET BABANIN ÜVEY EVLADI...” 

22/EKİM/2005

“Memur ve emeklisine 363 dolar ödeyen devlet, SSK’li için 172 dolar harcıyor...

Devlet, 2004’te SSK’ liler için 6 milyar 405 milyon 528 bin YTL sağlık harcamasında bulundu. Yani SSK’li başına yapılan sağlık harcaması 172 dolar (230,5 YTL) düzeyinde kaldı.

Kamu çalışanı ve bunların yakınları için gerçekleştirilen sağlık harcaması tutarı ise 363 dolar (487,6 YTL) olarak hesaplandı.

Son 3 yılda Emekli Sandığının kasasından emekli, dul ve yetimlerinin sağlık giderleri için toplam 7 milyar 134 milyon YTL çıktı. Öte yandan DSÖ (Dünya Sağlık Örgütünün) verilerine göre, Türkiye kişi başına düşen sağlık harcamaları bakımından 25 AB ülkesinin oldukça gerisinde kaldı.”

.................................................

Bizim açımızdan:         

Uygulanmak istenen; “Bütçe Uygulama Talimatı mı?”, “Reçete Uygulama Talimatı mı?” Farklı uygulamalar içinde görülmeye alıştırılmış çalışan, esnaf ve emekli kesime, kendi politikalarına, Uluslararası Para Fonunun, Dünya Bankasının uygulamalarına uygun kılıflar çizilerek farklı uygulamalar ile davranılmaktadır. Bu sağlıksız, eksik, yanlış uygulamaların olumsuz yönlerini kendi çıkarları gereği açıklayamadıkları zamanlarda yasa uyguluyacılar, biz eczacıları ve eczacılar üzerindeki yasal baskıları kullanmayı gelenek haline getirmeye başladılar. Her yıl yeniden, yenilenmeye ve yapılanmaya açık bırakılan Bütçe Uygulama Talimatları ile kendi açıklarını ve yanlışlarını biz eczacılara ödetmeyi her yeni yıl yeniden denediler. Ve bu güne kadar bu oyunlarından başarı ile çıktılar. Her yıl yeniden yapılandırdıkları Bütçe Uygulama Talimatları ile “İlaca Ulaşım” bir yıl öncesinden daha zor hale gelmeye başladı. Bunun adı da ilaçta tasarruf adını aldı.

 

.................................................

Basından:

“TÜRKİYE SAĞLIK HİZMETLERİNDE DÜNYA YOKSULU...”

“İsviçre’de 4.219$, Almanya’da 2.631$, İsveç’de 2.489$, İsrail’de 1.496$, Portekiz’de 1.092$, Malta’da 954$ olan kişi başına düşen sağlık harcamaları Türkiye’de 172$ .

Sağlık harcamalarında ise kurumlar arasında farklılıklar göstermektedir. Sağlık hizmetlerinden endüşük payı ise SSK’liler almaktadır.

Bu rakamlar Türkiye’de sağlık alanında yaşanan sıkıntıların gerçek nedenlerini ortaya koyuyor.”

 

“KAMUNUN SAĞLIĞI BOZUK..”

Hanife ŞENYÜZ-ANKARA

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Enstitüsü’nün (TEPAV ) raporuna göre:

ü 1999 yılında gayri safi milli hasılanın %3,2’si düzeyinde olan sağlık harcamaları 2002’de %4,7’ye, 2003’te %5’e çıktı. 2004’te ise %5’i aştı. Bu artış olumlu gibi görünmekle birlikte, dağılıma bakılırsa, sağlık harcamaları aynı düzeyde artmadı, aksine reel olarak düştü.

ü Bunun en önemli göstergesi koruyucu sağlık hizmetlerinin konsolide bütçe ve toplam genel yönetim harcamaları içinde aldığı payın sürekli düşmesi hem de reel olarak azalmasıdır. Bu anlamda mevcut sistem esas olarak koruyucu sağlık hizmetleri yerine tedavi edici sağlık hizmetlerini teşvik eden ve ilaç tüketimini artıran bir sonuca yol açmakta.

ü Koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan kaynağın yetersizliği, gelecek dönemde yaşanacak birçok bulaşıcı nitelikteki hastalığa karşı ülkeyi hazırlıksız bir noktaya taşımakta.

ü OECD 2005 verilerine göre kişi başına koruyucu nitelikte halk sağlığına yönelik yapılan harcamaların en düşük olduğu ülke Türkiye. Koruyucu sağlık hizmetlerinin aldığı pay toplam genel yönetim sağlık harcamaları içinde %5’ten, bu 2004’te %2,6’ya düştü.

ü Dünya Sağlık Teşkilatı’nın verilerine göre, 2001’de (açıklanan son veri) kişi başına sağlık harcaması Türkiye için 109 dolar. Türkiye 192 ülkenin ortalaması olan 424 doların oldukça altında. Türkiye kişi başına sağlık harcamasında, Amerika, İsviçre, Norveç gibi ülkelerin 20’de birinden daha az düzeyde bir kaynağı sağlık sektörüne ayırıyor.

ü Türkiye’de kamu sağlık politikasının önceliklere uygun bir biçimde gerçekleştirilememesinin de, politikalarla plan ve bütçeler arasındaki ilişkinin iyi kurulamaması etken rol oynamakta. Bir gece Sağlık Bakanlığı’nın 3,5 katrilyon liralık alacağının silinmesi ve sağlık hizmetleri için bütçede üst sınır belirlenmesi, hükümetin sağlık politikasının olmadığını gösteriyor.

ü Sosyal Güvenlik Kuruluşları aldıkları sağlık hizmetlerinin bedeleni yerinde ve zamanında ödeyemiyor. Aynı şekilde yeşil kart uygulamasının da yeterince denetlenememesi sonucu bu uygulamanın faturasıda kabarmakta.”

 

“SAĞLIKTA YIKIM YASASI...”

Belgin TORAMAN – ANKARA

“Genel Sağlık Sigortası (GSS) geliyor. Sağlıkta Geri Dönüşüm Programı’nın en önemli ayağı olan GSS geliyor. Sağlık Bakanlığı’nın “halk için” başlığı ile yansıttığı, Genel Sağlık Sigortası yasalaşırsa, vatandaşa rağmen bir yasa çıkarılmış olacak. Reform çerçevesinde devreye girecek GSS, tedavi masrafını vatandaşa yükleyecek.

Açlık sınırının 530 YTL 5 YKRŞ, yoksulluk sınırının 1.611 YTL,  olduğu bir ülkede, geliri asgari ücretin üçte biri olan bir kişi yani 107 YTL’ye sahip biri, GSS’ye göre prim ödemekle yükümlü. Ama aylık geliri 107 YTL’nin altında olanın sağlık harcamalarını devlet karşılayacak. Çünkü devlet, 107 YTL’si olanı “zengin”, 106 YTL’si olanı “fakir” olarak görüyor. GSS’ye göre Yeşil Kart ayırımıda kalkıyor ve Yeşil Kartlı vatandaş da prim ödemeye mahkum ediliyor. Sosyal Güvenlik Kurumlarıda her sigortalı için %12,5 oranında prim tahsilatı yapacak.”

 

.................................................

 

Bizim açımızdan:

Dünyada sağlık yatırımları açısından, ülke olarak en yoksul kesimlerinden birisiyiz. Bütçe genelinden tüm sağlık yatırımlarına en az pay ayıran bir ülkede yaşamaktayız. Gelişmiş varsıl ülkelerde kişi başına 4219$’lardan başlayan sağlık harcamalarından, ülkemizde kişi başına 172$’ a gerileyen sağlık yatırımları içinde mesleğimizi yeniden ele almak ve gereğince düşünmek zorundayız. Bu daraltılan sosyoekonomik pencerede verilen sağlık ve ilaç hizmetininin gerçekleri ile her gün iç içe yaşamaktayız. Ve bütçe karşılaştırmalarında ki olumsuz açıklar her seferinde ilaç, ilaç harcamalarının üzerinden çıkarılmak istenmektedir. Sağlık harcamalarında sonuna kadar daraltılmış bir bütçede ilaç harcamaları ne oranda abartılmış olabilir. Kişi başına ayrılan yıllık bazda 109 $’ da ne oranda fazlalık sağlayabilirsiniz. Sorun, sağlığın bileşenlerinden bir ayağı olan  ilacı suçlu görmektense, sağlık politikalarının yanlışlığı ve sağlığa ayrılan bütçelerin yeniden gözden geçirilip, değerlendirilmemesindedir. Doğru saptamalar sonucu ülke sağlığını oluşturan bileşenleri ve bunun karşılamalarını doğru hesaplamak ve doğru değerlendirmekle daha sağlıklı sonuçlar elde edilebilinir. Doğru ve eksiksiz verilebilecek bir sağlık hizmetinin karşılığı, sağlıklı bir toplumla doğru sonuçlar, sağlıklı bir toplum elde edilecektir.

 

.................................................

 

Basından:

“SAĞLIK POLİTİKASI İCRALIK OLDU...”

Belgin TORAMAN – ANKARA

“Sağlıkta Dönüşüm Programı” yüzünden hastaneler haciz tehlikesi ile karşı karşıya.

“Sosyal Güvenlik Kurumları borçlarını ödemeyince yaklaşık 900 hastane icralık oldu.”

“SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’ nın hastanelere olan borcu 2,5 katrilyon lirayı aştı. Hastaneler, ödenek olmadığı gerekçesiyle sosyal güvenlik kurumlarından parasını alamayınca, ciddi ekonomik sorunlarla başbaşa kaldı. Elektrik, su, kira, tıbbi malzeme alımı ve sözleşmeli personel gibi sabit masraflarını ödeyemez duruma gelen yaklaşık 900 hastanede icra tehlikesi kapıda.

Sağlıkta Dönüşüm Programı zarar üstüne zarar getirmeye devam ediyor. Kuyruk çilesine son vermek amacıyla SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığı’na devreden Hükümet, şimdi borçları nasıl kapatacağının derdinde.

BORCUN YARISI SSK’YA AİT.

Özellikle SSK’lı hastaların hizmetine açılan hastanelerde artan teşhis, tedavi ve tahlil bedelleri sosyal güvenlik kurumlarından tahsil edilemiyor. Bakanlık kayıtlarına göre hastanelere SSK’nın 1 katrilyon 837 trilyon 617 milyar, Bağ-Kur’un 615 trilyon 835 milyar, Emekli Sandığı’nın ise 215 trilyon 363 milyar lira borcu bulunuyor.

Yürürlükte bulunan mevzuata göre SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur, Sağlık Bakanlığı’na olan borçlarını kendisi ödüyor. Yeşil Kart’larla ilgili tedavi giderlerini ise Maliye Bakanlığı ödüyor.

DÖNER SERMAYE KURTARMIYOR..

Hastanelerin piyasaya olan borçlarını döner sermaye gelirlerinden ödemeye çalıştıkları ancak bununda yeterli olmadığı kaydediliyor. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, 2004 yılında 3 milyon 105 bin 603 SSK’lı, 3 milyon 311 bin 738 Bağ-Kur’lu, 2 milyon 127 bin 489 Emekli Sandığı mensubu, 1 milyon 37 bin 770 Yeşil Kart’lı hasta, Sağlık Bakanlığı’na bağlı kuruluşlara başvurdu. 2005 yılında başvuran hasta sayısının ise daha fazla olduğu öğrenildi.”

 

.................................................

 

Bizim açımızdan:

Sosyal Devlet anlayışı gereği eğitimde ve sağlıkta güvence çatısı altında toplanan insanların verdikleri “vergi” gereği iki ana sosyal haktan yararlanması gereklidir. Birincisi eşit ve parasız eğitim hakkından, ikinciside insanca eşit şartlarda elde edilecek parasız sağlık hakkından yararlanmak. Verilen vergiler bu hakları sağlayamamış, sonrasında ek yasalar ile sağlık ve/veya sigorta “prim”leri insanlardan alınmaya başlanmıştır. Bu da yeterli olmayınca yeni bir gerekçeyle insanların doğal ve sosyal hakkı olan sağlıkları karşılığında çeşitli nedenlerle “katkı payı” alınmaya başlanmıştır. Yani “vergi”ye rağmen, “prim”e rağmen, “katılım payı”na rağmen sağlanamayan sağlık güvencesi, farklı ekonomik başarısızlıklar gerekçe gösterilerek ilaç ödemeleri inanılmaz zorluktaki şartlara bağlanarak ve tasarruf gerekçesiyle ödenmemeye başlanmış ve bunun gerekçelerinin topluma açıklanması da biz eczacılara bırakılmıştır. Bu da yetmiyormuş gibi her sıkıntıya düşülen noktada yapılan kısıntı, kesinti, ödenmezlerin, ortaya çıkarılan fiyat farklılıkların açıklaması sanki eczanelerden yapılıyormuşcasına, açıklamaları yine biz eczacıların üzerine görev olarak yüklenilmiştir. Asıl sorun olan sosyal ve ekonomik açmazlar gizlenmiş, insanların satın alma güçlerinin hızla erimesi gizlenerek, sağlık sorunlarındaki sıkıntılar sanki sağlık hizmetlerinden kaynaklanıyormuş gibi gösterilerek, tümüyle sağlık hizmetleri özelleştirilmek istenmiştir.

 

.................................................

Basından:

“SSK’LİLERİN ÇİLESİ BİTMİYOR...”

30/ARALIK/2005

“SSK ve özel hastaneler arasında hizmet anlaşması imzalanmasının üzerinden 8 ay geçmesine karşın sistem hala sorunlar yumağı. Kamu hastanelerinde kuyruklar nedeniyle hizmet alamayan düşük gelirli SSK’liler, özel hastanelerde ek ücret ödemek zorunda kaldıkları için yine hizmet alamıyor. Ek ücret alamayan ya da çok az ücret alan hastaneler ise SSK’nin provizyon sisteminde yaşanan aksaklıklar nedeniyle hastalara hizmet vermekte gecikiyor.

PARA ÖDEMEK İSTEMİYOR.

Hastaların bir kısmı uygulamadan memnun olduklarını belirtirken bir kısmı “yıllarca prim ödedikten sonra tekrar tedavi olmak için para ödemek istemediklerini” belirtiyor. “Hekimlerde iş yükünün arttığını, bu nedenle çalışma koşullarının bozulduğunu ve tıbbi hata olasılığının arttığını söylüyorlar”. Hastaların acillerde pazarlık yapmak zorunda kaldığı ifade ediliyor.

İLANLAR GERÇEĞİ YANSITMIYOR.

SSK Emeklisi Muzaffer Ayhan Kara;

“5 Ekim’de hastneye ilk gittiğimizde sadece bir taahütname imzalattılar. 5 saat kadar hastanede bekledik bu süre içinde de bir işlem yapmadılar. Ama işlem bitince önümüze fatura çıkardılar.” Hastanenin acil anlaşması olmadığı için ücret talep ettiğini öğrendiğini ifade eden Kara, “yine de ödeme yapmak istemedim çünkü bunu bana önceden söylememişlerdi. Daha sonra Baş Hekimle görüştüm, faturanın yarısını ödeyebileceğimi söyledi. Güya sorunu çözmüş olduk.”

Özel hastanenin yetkilisi ise SSK ile acil anlaşmaları olmadığını belirterek, sorunu SSK İl Müdürlüğünün çözmesi gerektiğini açıkladı.

 

“SAĞLIK ÖZELLEŞİRKEN...”

Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR..

“Devlet açıkça sağlık hizmeti sunmaktan vazgeçiyor ve yakın bir gelecekte bunu tümü ile özel sektöre devretmeye hazırlanıyor. Bugün hastaneler, Üniversite Klinikleri dahil, birer ekonomik işletme haline getirilmekte.

İşte buna “Sağlıkta Dönüşüm Programı ya da Sağlıkta Reform” deniyor.

Anayasanın “Devlet herkesin beden ve ruh sağlığını sağlamakla yükümlüdür.” hükmü ortadan kaldırılıyor.”

 

.................................................

 

Bizim açımızdan:

Tüm bu olumsuzluklar sonucunda akılcı bir çıkış yolu olarak özelleşme ve özelleştirilmiş sağlık hizmetleri sağlık sorununa çare olarak gösterilmek istendi, ve gösterildi de. Yıllarını “vergi”, “prim”, “katkı payı” ödemekle geçirmiş karşılında sağlık hizmeti olarak sıra bekletilmiş, ilaç yerine kuyruğa sokulmuş insanlara yeni bir umut verildi. ‘İstediğiniz hastaneden sağlık hizmeti alabileceksiniz’, ‘dilediğiniz eczaneden de ilacınız alabileceksiniz’ dendi. Olaylar söylendiği kadar gerçeği yansıtmadığı çok kısa bir süre sonra anlaşıldı. İstediğiniz özel hastaneye gidildiğinde muayene ücreti farkı, uygulanabilecek tedavi farkları, ilaçta ise Bütçe Uygulama Talimatları gereği aradaki oluşacak farklar istendi. Özel Hastane işletmelerinde her ayrı dal için anlaşma yapılmadığından farklar oldukça kabarık çıktı. İlaçta ise ilaç ödemeleri zaten gereksiz görüldüğünden ilaca ulaşılmaması için her tür engel varken bir de fiyat farkları ortaya çıkarıldı. Sağlık Bakanlığının üreticinin istemde bulunduğu ve belirlediği ilaç fiyatlarında değişik uygulamalarla ilaç fiyatları tam bir karmaşıklığa terk edildi. Sağlık alanında özelleşme gerçek yüzünü göstermeye başladı.

 

.................................................

 

Basından:

“KAMU AÇIĞINI KAPAMAK İÇİN İNSANDAN ÇALMAK...”

Osman ELBEK 09/OCAK/2006

“Genel Sağlık Sigortası Kanun Tasarısı’ nın eski versiyonlarında yasanın amacı (I.Madde) “Tüm nüfusu kapsayan genel sağlık sigortasını kurmak, kişileri sağlık riskleri ve sağlık harcamaları yönünden güvence altına almak üzere, (....) genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usul ve esasları belirlemektir” biçiminde tanımlanmıştı. ...Tüm nüfusu kapsayan genel sağlık sigortasını kurmak...ifadesi kapsam dışında tutuldu ve yasanın amacı...kişileri sosyal sigorta riskleri karşısında güvence altına almak...şeklinde tanımlandı.

Zaten taslak versiyonları gündeme geldiğinde konu hakkında eli kalem tutan herkes sesini duyurabildiği her alanda bu sigorta sisteminin ...genel olmadığını, tüm nüfusu kapsamadığını, ancak prim ve katkı payını ödeyebilecek zenginlikte olan kişileri kapsamına aldığını ifade etmişti...

GSS 3.madde ee bendinde; “Aile Hekimi: Bu kanuna göre (...) Sağlık Bakanlığı’nca yetkilendirilen kurumla sözleşmeli hekimleri” tanımlamaktadır.

Yine aynı maddenin gg bendinde ‘katılım payı’ Sağlık yardımlarından yararlanabilmek için 93. madde hükümlerine göre belirlenen ve genel sağlık sigortalı veya bakmakla yükümlü olduğu kişilerce ödenen tutarı...biçiminde tanımlanmıştır. Hüküm bireylerin sağlık sunumundan yararlanabilmesi için devlete ödedikleri vergi ve sigorta primleri dışında ‘katılım payı’ adı altında başka bir kaynağı daha ödemelerini zorunlu kılmaktadır.

GSS’ nın 87. maddesinde sağlanacak sağlık hizmetleri tanımlanmıştır. Madde hükmü emrince bireye sunulacak sağlık hizmetlerinin ‘cinsleri, belirlenecek zaman aralığında kullanım miktarları ve kullanım süreleri’ ve ‘bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar,’ kurumca belirlenecektir. Hüküm gereğince vergi dışında “prim” ve “katkı payı” olarak iki farklı para ödeme şartına bağlanan sağlık hizmetlerinden hangisinin sunulacağı ya da sunulmayacağı kurumun uhdesine alınmıştır. Başka bir deyişle GSS bünyesinde “prim” ve “katkı payı” ödemesini yapmış olsanız dahi kurum istemez ise/arzu etmez ise  ihtiyacınız olan sağlık hizmetini bu hüküm çerçevesinde sunmama hakkına sahiptir. Vergi dışında ekstra iki kez para ödeyerek dahil olunan sistemde ihtiyaç olduğu anda yukarıdaki hüküm gereğince hastanın talep ettiği sağlık hizmetinin kurumca uygun bulunmadığı bireye bildirebilir.

Vergi dışında “prim” ve “katkı payı” nı ödeyerek ulaştığınız sağlık hizmetinin bedelinin tamamının “Genel Sağlık Sigortası” tarafından karşılanacağını bekliyorsanız sizi burada büyük bir süpriz beklemektedir: 98.madde! Bu madde, sağlığınızı korumak ya da yeniden sağlığınıza kavuşmak için size sunulan “sağlık hizmetlerinin kurumca ödenecek bedellerini” Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, ve Kurumu Temsilen beş üyeden oluşan Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu’nun belirleyeceğini hükme bağlıyor. 98.madde ile size sunulan sağlık hizmetinin bedelinin ancak bir bölümünün GSS ile karşılanacağı açıktır.

Yasanın “Genel Gerekçesinde de belirtildiği gibi BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesinde; “Her insanın yiyecek, giyecek, konut, tıbbi bakım ve gerekli toplumsal hizmetler de dahil olmak üzere, kendisinin ve ailesinin sağlığını ve refahını sağlayacak uzun bir yaşam düzeyine hakkı olduğu; işsizlik, hastalık, sakatlık ya da geçim olanaklarından iradesi dışında yoksun kaldığı diğer hallerde güvenlik hakkına sahip olduğu”  belirtilmektedir.

Yine Anayasa’nın 60. maddesinde “Herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve gerekli teşkilatı kuracağı” hükmü mevcuttur. Bu iki madde hükmü çerçevesinde Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı Taslağı meşru değildir.

Yasa tasarısı bireylerin sağlıklı yaşama hakkını kamu açığı olarak görmekte ve insanların sağlık hakkı ile ilgilenmeyip sosyal harcamaları yani sağlığı ayrılan kamusal kaynağı azaltmayı hedeflemektedir.

 

.................................................

 

Bizim açımızdan:

Artık “vergi” si, “prim”i, “katkı payı” alınmış insanların yaşamı, özellikle sağlıklı yaşam beklentisi pahalı ve karşılanamaz hale getirilmektedir. Bu pahalı ve karşılanamaz hizmetin karşılığı olan birikimlerde, rahatça kamu açıklarını kapatmakta, birikmiş borç faizlerini ödemekte kullanılabilinir di. Ve öyle de yapıldı. Yıllarca gereksinimi olmadan karşılığı ödenmiş birikimler yeri ve zamanı geldiğinde karşılığı alınamaz duruma getirildi. Genç yaşlarda ödenen primler, birikimler, yaşlanınca sağlıklı ve rahat, huzurlu bir yaşama dönüşemedi. Karşılığında önerilen “istediğiniz kuruma başvurabilirsiniz.” seçeneğinin her adımında özelleştirilmiş ücret farklılıkları ortaya çıktı. Sağlıklı yaşam hakkı, borç veya faiz ödenecek kamusal kaynak şekline döndürüldü. Sağlık, sağlıklı yaşamak için ödemelerin karşılığı “sağlıklı yaşam benim anayasal hakkım” diyenlere ise ya hakaret edildi ,ya yok sayıldı, ya da ayırımcılık yapmakla suçlandı.

 

.................................................

 

Basından:

“VATANDAŞI MÜŞTERİYE, DEVLETİ ŞİRKETE ÇEVİRDİLER.”

Çilem KAYA 24/OCAK/2006

Türk Tabipler Birliği tarafından yapılan açıklamaya göre; “Sağlık ocaklarına yazar kasa yerleştirdiler. Hastaneleri sağlık işletmelerine dönüştürdüler. Sağlık Kuruluşlarının Maliye Bakanlığı’nca satılabilmesine imkan veren yasa çıkardılar. Sağlık hizmetinden katkı payı almaya başladılar. Sağlık sistemini çökerttiler, ticarileştirdiler, halka parası kadar sağlık hizmeti vermeye başladılar. Ülkeyi pazara, vatandaşı müşteriye, devleti şirkete çevirdiler.” Denildi.

Türk Tabipler Birliği, tüm yurttaşlara nitelikli sağlık hizmetinin eşit ve ücretsiz olarak kamu sağlık kurumlarında verilmesini ve genel bütçeden finanse edilmesini istemektedir. Özel sağlık alanında sermayenin yoğunlaşması kaygıyla izlenmektedir.

Halkın sağlık sorunu, kamu sağlık kurumlarını özelleştirerek, özel sağlık kurumlarını sermayenin insafına terk ederek çözülemez. Bu durum yoksul halkın sağlık hizmetine ulaşmasını zorlaştırmaktadır.

HASTANELER YOĞUN BAKIMDA;

Kamu kuruluşlarından 3,5 milyar YTL’lik alacaklarının silinmesi Sağlık Bakanlığı’na bağlı 450 sağlık kuruluşunu iflasın eşiğine getirdi. Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı’ndan hastanelerin vergi borçlarını ertelemelerini istedi. Maliye, talebi kabul etti ve hastanelerin tüm vergi borçlarınnı 3 ay süreyle erteledi. Yapılmak istenen, hastaneleri piyasa koşullarına teslim etmektir. Vergi borçlarının erteliyerek hastanelerin rahatlaması mümkün değil.

 

“HASTANELERE ÇİFTE KISKAÇ.”

Emine KAPLAN 26/OCAK/2006

Maliye Bakanı Unakıtan, bütçe yasasıyla SSK ve Bağ-Kur’un Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelere olan 3,5 katrilyon liralık alacağını sildi. Sağlık Bakanlığı, mali açıdan zor durumda kalan hastanelerin vergi borçlarının ertelenmesi için Maliye Bakanlığı’na başvurdu. Maliye Bakanlığı, ‘yıllık %30 faiz’ koşulu ile ertelemeyi kabul etti.

Aradan bir ay geçmesine karşılık, hastanelerin en azından 2005 yılına ait alacaklarınının tahsiline imkan tanıyacak yasal düzenleme gündeme getirilmedi. Bu afla alacaklarını tahsil edemeyen ve nakit girişleride sınırlı olduğu ifade edilen hastaneler, mali açıdan krize girdi. Hizmet alamaz ve vergilerini ödeyemez duruma gelen hastaneler için Sağlık Bakanlığı, Maliye’ye başvurarak vergi borçlarının ertelenmesini istedi. Sağlık Bakanlığı hastaneleri, vergi borçlarını erteletmeleri karşılığında, ertelenen borçlarına karşılık yıllık %30 “tecil faizi” ödeyecek.

 

.................................................

 

Bizim açımızdan:

Kendi üniteleri olan sağlık ocaklarına yazar kasa zorunluluğu getirenler, yani sağlık ocaklarını dahi ticari işletme olarak görenler, bir türlü ve uzun uğraşlarına rağmen akaryakıt satıcılarına yazar kasa bulundurma zorunluğunu uygulatamadı. Sağlık ve sağlık işletmeleri üzerindeki iki yüzlülükleri burada bir kez daha ortaya çıktı. Sağlıkla, akaryakıt arasındaki seçimlerini ortaya koydular. Yazar kasanın her işletmede zorunlu olduğu halde, bir türlü akaryakıt satıcılarına zorunlu hale getirilemedi. Ancak buna karşın halka birinci basamak sağlık hizmeti sunan, yoksul çaresiz insanlara sağlık hizmeti sunan sağlık ocaklarına yazar kasa zorunluluğu getirildi. Birer işletme olarak görülen, devletin dolayısı ile “vergi”si ödenmiş, “prim”i alınmış, “katkı payı” halk tarafından ödenmiş sağlık kuruluşları özelleştirilmeye, bir anlamı ile satılmaya hazır işletmeler olarak görülmeye başlanmıştır. Halkın kendi yatırımları ile oluşturulmuş sağlık üniteleri satışa çıkarılmayı bekliyor. Yani “Ülkeyi pazara, vatandaşı müşteriye, devleti şirkete çevirdiler.” Bir yanı ile devlet ve üniversite hastanelerinin kamu kurumlarından alacakları yasayla silinirken diğer tarafından bu hastanelerin vergi borçları %30 erteleme cezalarıyla alacak kaydına alınırken., özel kuruluşlara bağlı “ilk beş yılı vergisiz” özel katkılı, özel hastanelerin alacaklarının tamamı ödenmektedir. Söylendiği gibi SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına bağlanması ile sağlık hizmetleri örneklerle görüldüğü gibi düzelmesi bir yana ticarileşmiştir. Bir başka deyişle “sağlıklı yaşam isteği” para karşılığı alınır, satılır hale getirilmiştir.     

 

.................................................

 

Basından:

“1006 YAŞINDA DİYE TEDAVİ EDİLMEDİ.”

30/OCAK/2006

Manisa’nın Alaşehir İlçesinde sağlık karnesine yanlış doğum tarihinin girilmesi nedeniyle 1006 yaşında görünen Mustafa Çağatay Güngören’in (13), “18 yaşını geçtiği” gerekçesiyle tedavisi yapılamadı.

Metin Güngören (52), SSK’dan aldığı sağlık karnesi ile 25-03-1993 doğumlu oğlunun göz rahatsızlığı nedeniyle Alaşehir Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Ancak yapılan işlemler sırasında sağlık karnesinde doğum tarihi 01-01-1000 olarak görünen Mustafa Çağatay Güngören’in “18 yaşını geçtiği” gerekçesiyle tedavisi yapılamadı.

 

“HASTANELERE HACİZ KAPIDA.”

“Devlet ve üniversite hastaneleri, ecza depolarından ihaleyle aldıkları ilaç ve serum paralarını ödeyemez duruma düşerken, ecza depoları da sonunda iflasın eşiğine geldiler.”

Özgür  GÜRLEYEN 30/OCAK/2006

Hastaneler borç batağına sürüklenirken, ecza depoları alacaklarını tahsil edemiyor.

Türkiye genelinde hastanelerin ecza depolarına olan borcu 200 trilyon lirayı aşarken, çok sayıda hastane de ecza depolarıyla mahkemelik olma yolunda.

Hastaneler nasıl ödeme güçlüğüne düştü? Devlet ve üniversite hastaneleri, hizmet verdikleri SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur gibi yine devletin diğer kurumlarından alacaklarını tahsil edemiyor. Hastaneler devletten çıkarılan sınırlı ödeneği harcarken yemek, temizlik, elektrik su gibi gereksinimlerini öncelikli olarak ödüyor. Ancak yatarak tedavi gören hastaların kullandığı ilaçların bedelini ödeyemez duruma düşüyorlar. Bu tabloyu yaratan etkenlerin başında, bir yıl önce SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesiyle başlayan ‘doğrudan ilaç yazımı’ uygulamasından kaynaklanan zararlar geliyor. SSK’lı hastalara doğrudan ilaç yazımının SSK’ya ise bedeli çok ağır oluyor.

Öte yandan Sosyal Güvenlik Kurumlarının Devlet Hastanelerine olan 3,5 milyar YTL’lik borcu bir kalemde silinirken, özel hastanelerin alacakları baki kaldı. Devlet hastaneleri yakacak parası bile bulamıyor. Özel hastaneler ise alacakları konusunda sıkıntı yaşamıyor.

SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devrinin ardından SSK’lı vatandaşlara özel hastane yoluda açıldı. Sevk zincirinde sağlanan kolaylık da özel hastanelerin daha çok tercih edilmesini sağladı. Bu nedenle özel hastanelere olan borç, devlet hastanelerine yaklaştı. Özel hastanelerin sosyal güvenlik kurumlarından alacağının 3,5 milyar YTL’nin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

 

.................................................

 

Bizim açımızdan:

Kamu hastaneleri elektrik, su, işletme giderlerini ödeyemeyecek duruma düşürülüp, adeta işlevsiz hale getirildikten sonra, kuyruklara sokulan, sıra bekletilen, olmadık bürokratik işlemlere boğularak, sağlık hizmetini bir türlü sunamayan bakanlıklar insanlara son seçenek olarak özel sağlık hizmetleri sunarak çare bulmayı tasarlamakta. Bu karmaşa içindeki insanlar da “sağlık hizmeti alalımda yeterki özel olsun” konumuna sürüklenmekte. Buna bağlı tedavinin son aşamasına gelindiğinde, yani tedavinin devamı olan ilaç alımına gelindiğinde yeni engeller ortaya çıkarılmaktadır. Rapor şartı aranmakta, teşhis şartı aranmakta, ilacın kullanım alanına uygun uzman doktor aranmakta, tedavi süresi kısıtlanmakta, buna uygun doz şartı aranmakta, sonuç olarak bu hizmet de eninde sonunda özelleştirilmek istenmekte. Eczacı bir yanda hasta ile bu “olmaz” koşulları aşmak hastaya hizmet vermek isterken, kendini bitirme aşamasındaki şartlara göğüs gererken, ödenmezlerle yıldırılmak istenmektedir. Diğer bir anlatım ile ya sisteme ayak uyduracaksın, ya da bu sistemi terk edeceksin zorlaması ile karşı karşıya kalıyor. Eczaneler olarak, eğer bu sistemi karşılayabilecek sermaye yapısına sahipsen bu sistem içinde kalacaksın, bu sermaye yapısına sahip değilsen bu sistemin dışındasın zorlaması dayatılmaktadır.

 

.................................................

 

Basından:

“BAKANDAN SSK SAVUNMASI.”

01/OCAK/2006

ANKARA- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, SSK’nın şişirilen faturaların mağduru olduğunu belirtti ve “insan hem dayak yiyip hem de suçlu olamaz” dedi.

Yapılan muayene ve tedavilerde bazen kasıtlı bazen kasıtsız olarak faturalarda usulsüzlük yapıldığını kendilerinin de belirlediklerini ve bu faturaları geri çevirdiklerini belirten Başesgioğlu, hiç bir kuruluşun, hak etmediği faturadan dolayı kuruma ödeme yaptıramayacağını vurguladı.

Başesgioğlu, “bu işler sanki SSK’da yapılmış gibi algılanıyor. Aslında bu işin mağduru SSK.. İnsan hem sopa yiyip hem de suçlu olamaz. Burada dolandırılmaya çalışılan SSK’dır, korumamız gereken de SSK’dır. SSK ile Sağlık Bakanlığını karıştırmamak lazım” diye konuştu.

 

“SSK: İLAÇLARI AKILCI KULLANIN.”

01/OCAK/2006

ANKARA- Akılcı ilaç kullanımı ile ilaç sarfiyatının önüne geçilerek tasarruf sağlanacağı ve bilinçsiz ilaç kullanımı sonucu gelişebilecek hastalıkların önlenebileceği belirtildi. SSK Sağlık İşleri Genel Müdürü Sami Türkoğlu, Türkiye’de ilaç sarfiyatının çok fazla olduğunu, bunun en kısa zamanda önlenmesi gerektiğini belirterek “böyle giderse büyük rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar sağlanamaz” diye konuştu.

İlaçların gerekli durumlarda ve kuralına uygun kullanımı için tıp fakültelerinde verilen eğitimin gözden geçirilmesi gerektiğini dile getiren Türkoğlu, ilaç sarfiyatını önlemek amacıyla da halkın bilinçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Melli ise ucuz ilacın değil, ucuz tedavinin önemli olduğunu söyledi.

 

.................................................

 

Bizim açımızdan:

Sosyal Güvenlik Bakanı şişirilen faturaların mağduru olduklarını söylüyor. Ancak faturaları kimlerin şişirdiğini bir türlü açıklayamıyor. Bu şişirilen faturaları geri çevirdiklerini açıklıyor ama bu yolsuzluklara neden olanları yargıya bir türlü teslim edemiyor. Çok genel açıklamalar ile zaman zaman eczacılık mesleğinin üzerinde genelleştirilmiş suçlamalar ile genel sağlık sorunlarının tamamını kurtarmaya çalışıyor. SSK hastanelerini, kendi politikalarına malzeme yaptıkları sağlık kuruluşlarını, Sağlık Bakanlığına bir gecede mal kaçırır gibi devredenler şimdi ağız değiştirip “SSK ile Sağlık Bakanlığını karıştırmamak” lazım diyebiliyorlar. SSK’nın sağlık birimleri bir başka bakanlığa mı devredildi. Tasarruf amacı ile ilaçları akılcı kullanımını önerenler, ilk önce ilacın kullanımı için ilaca ulaşımın önündeki engelleri kaldırmalıdır. İlaçların akılcı kullanabilinmesi için öncelikle ilaca kolay ve ucuz ulaşabilirliği sağlanmalıdır. Ülkemizde ilaç sarfiyatının çok fazla olduğunu söyleyebilmek için ilk önce toplum sağlığının yerinde olduğunu söylemek gerekir. Toplum sağlığının bu kadar ucuza pazarlandığı, toplum sağlığının bu kadar özelleştirildiği bir ülkede ilaç sarfiyatının fazla olduğunu söylemek soruna tek yönlü bakmaktır. Öncelikle toplum sağlığının geliştirilmesine, iyileştirilmesine yönelinmeli, halkın sosyoekonomik gelişmişliği sağlandıktan sonra ilacın pahalı bir sarf malzemesi olduğundan söz edilmelidir.

 

.................................................

 

Basından:

“YENİ RANT KAPISI YOLDA.”

“Hükümet, önümüzdeki haftalarda özel sektörden okul ve hastane kiralamak için ihaleye çıkacak.”

Fırat KOZOK  01/ŞUBAT/2006

Devlet özel sektöre okul ve hastane yapması için başta arazi tahsisi olmak üzere çeşitli kolaylıklar sağlayacak.

AKP iktidarı eğitim ve sağlık alanlarının özelleştirilmesi noktasında yeni bir adım daha atıyor. Bu güne kadar, sağlıkta sigortalıların özel hastanelerde muayene olmasının yolunu açan, eğitimde de özel okula gidenlere teşvik planını gündeme getiren hükümet, yeni iki uygulamada da devleti kiracı durumuna düşürecek. Hastane ya da okul olabilecek binalar belirli bir süreliğine sahibinden kiralanacak. Bunun yanı sıra özel sektör, okul ve hastane binası yapma konusunda desteklenecek. Bu noktada özel yatırımcıya başta arazi tahsisi olmak üzere önemli kolaylıklar sağlanacak.

 

“NTV YAKIN PLAN PROGRAMINDA Dr. METİN BAKKALCI’ NIN* GÖRÜŞLERİ”

01/ŞUBAT/2006

*(Türk Tabipler Birliği İkinci Başkanı)

Devlet ve üniversite hastanelerinin kamu alacaklarının bir kalemde silinmesi üzerine;

Hiç kimse bir kalem hatası, kazayla yapılmış bir durum deme durumunda değildir. Zaten demin sizinde andığınız gibi bu durum sayın Başbakan tarafından teyid edilmiştir. Bakın size Eylül ayında Sağlık Bakanlığı müsteşarı tarafından valiliklere gönderilen genelgeyi gösteriyorum. Bu genelge diyor ki; sağlık kurumlarımız mal, tıbbi malzeme ve ilaç alımı konusunda büyük sıkıntı içerisindedir. Lütfen diğerkamu sağlık kurumlarından borç verebilecek varsa ise bu zor durumdaki kurumlara versin diyor eylül ayında. Herhangi bir borç verme durumu gerçekleşmiyor, onun üzerine sayın bakan imzalı ekim ayında valiliklere ikinci bir genelge gönderiliyor, ve sayın bakan diyor ki; lütfen önceki genelgemiz gözönüne alınmadı, zor durumdayız, ilaç almada zor durumdayız, tıbbi malzeme almada zor durumdayız. Lütfen borç verebilecekler versin diyor.

IMF’ye verilen niyet mektubunda, sağlık harcamaları kısıntı altına alınacak deniyor. Bunun sonucundadır ki bizce aslında son derece gayri hukuki, son derece gayri vicdani bir şekilde bilerek, taamüden 3,5 katrilyon kamu sağlık kurumlarının alacağı olan meblağ siliniyor.

Bu günkü gazete haberlerine lütfen bakın. Devlet hastaneleri batıyor, sağlık kurumları batıyor. Başbakan 3 değerli bakanına hitaben sağlık bakanı, maliye bakanı, çalışma bakanına diyor ki sizin andığınız gibi; bu işi beceremediniz, kendi cümlesi çuvalladınız diyor. Bu bir ihanettir diyor, bu cinayettir diyor. Dolayısı ile cinayet görüldü, cinayet hergün işleniyor.

Lütfen bu programda ısrar etmeyin, bu program bütün dünya deneyimlerinden de ortak haklı noktaya çıkardığı Türkiye’deki bütün birikimlerinde gereği olarak inanın çökertir dedik. sağlık başka bir şeye benzemez, 70 milyon ülkemizde yaşayan insanın sağlığından bahsediyoruz.

Dolayısı ile durum gerçekten artık bir yoğun bakıma alınması gereken olağanüstü bir dönemdir. Bütün 70 milyon olarak duruma el koymanın gerekli olduğu bir dönemdir.

 

.................................................

 

Bizim açımızdan:

Halkın “vergi”sini ödeyerek, “prim”ini ödeyerek, “katkı payı” ödenerek elde edilmiş, yapılandırılmış sağlık kuruluşları bir bir satılmayı beklemekte. Satılarak bütçe açıkları kapatılacak, bedeli halk tarfından kat kat ödenmiş sağlık kurumları da kiracı durumuna düşürülmek isteniyor. Özel hastane kurmak isteyenelere özel katkı ve kayırmalar çıkarılarak, özel arazi ayırabilecekler. Özel sermayeye haraç mezat satılmak istenen sağlık kurumları kiracı durumuna düşürülmesinin ötesinde genele bakmak gerekirse;

Tük Tabipler Birliği 2. Başkanı Dr. Metin BAKKALCI’ nın söylediği gibi kamu hastaneleri, mal, tıbbi malzeme ve ilaç alamaz duruma düşürülmüş, bu da yetmez gibi borç dilenir duruma getirilmiştir. IMF’ye verilen niyet mektubunda, “sağlık harcamaları kısıntı altına alınacak” diyerek verilen sözün toplumsal sağlığı ve sağlık işletmelerini getirdiği durum kendi söylemleri ile ortadır. Söyleminin devamında isyanlarını şu sözlerle bitiriyor. “Dolayısı ile durum gerçekten artık bir yoğun bakıma alınması gereken olağanüstü bir dönemdir. Bütün 70 milyon olarak duruma el koymanın gerekli olduğu bir dönemdir.”

 

.................................................

 

Basından:

“AKP HÜKÜMETİNİN SAĞLIKTAKİ ÜÇ YILI ARAŞTIRMASINA GÖRE HARCAMALAR ÖZEL SEKTÖRE KAYDIRILDI.”

“HASTANELERE YATIRIM YOK.” 02/ŞUBAT/2006

İSTANBUL- Dokuz Eylül Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Üyesi Dr. Ata SOYER, Türkiye’de son 25 yılının en büyük sağlık harcamasının AKP hükümetince yapıldığını, yine ülkemiz tarihinin en büyük kaynak aktarımını kamudan özele kaydırıldığını vurgulayarak AKP’nin 3 yıldır uyguladığı sağlık politikasının iflas ettiğini belirtti.

ÖZELE PARA AKTI

AKP’ nin 3 yıldır uyguladığı sağlık politikası verileri şöyle:

l 2002 yılında 11 milyar dolar olan sağlık bütçesi, 2004 yılında 19 milyar dolara yükseldi. Toplam sağlık harcamalarının, ulusal gelir içindeki payı %5,6’dan %6,3’e yükseldi.

l Kamu sağlık harcamaları, aynı sürede, 8,7 milyar dolardan 16,3 milyar dolara çıktı ancak, buradaki artış sosyal güvenlik harcamaları aracığılıyla, kamudan özele para akışından kaynaklanıyor.

l 2003 Dünya Bankası Raporu verilerine, kamudan gelen para , toplam sağlık harcamalarının %76’sı, buna karşın kamu sağlık kurumlarına giden para, toplamın %39’u. Fark %37. yani kamu, özel sektöre uluslararası ve ulusal düzeyde –toplam sağlığa akan paranın %37’si kadar kaynak aktarıyor. 2004’te bu fark %47’ye ulaşıyor. Yani, 19 milyar dolar civarında olan toplam sağlık harcamalarının %47’si 8,9 milyar dolar, çeşitli yöntemlerle kamudan özele aktarılıyor.

l Türkiye’nin son 25 yılının en büyük sağlık harcamasını yapan AKP hükümeti, yine bu ülke tarihinin en büyük kaynak aktarımını kamudan özele yapıyor.

EŞİTSİZ DAĞILIM

l 2005 öncesi, çok az bir paya sahip olan dışarıdan hizmet ve mal satın alma, 2005 ve 2006’da %30’u geçti. 2005 yılında (kasım ayı sonu) aktarılan kaynak miktarı, 14,4 milyar YTL’yi buldu.

l Sağlık Bakanlığı hastanelerinde poliklinik sayısı 2002’den 2004’e %27, yatan hasta sayısı ise %20 arttı. Aynı sürede, sağlık ocakları polikliniklerinde yapılan muayene sayısı da %25 oranında arttı, ancak hastanelere yatırım yapılmadı.

l Tüm bunlara karşın sosyal güvenlik kurumlarının, kamu sağlık kurumlarına olan borçları (3,5 katrilyon TL) silindi.

 

.................................................

 

Bizim açımızdan:

Başbakan Erdoğan, Acıbadem Sağlık Grubu’nun sekizinci hastanesi Acıbadem Hastanesi Kozyatağı şubesi’ nin açılışında yaptığı konuşmada, modern hastaneleri çoğaltma adı altında, şehir içindeki devlet hastanelerinin özel şirketlere satılabileceğini duyurdu. yeni yapılan devlet hastanelerinin modern olarak inşa edildiğini savunan Başbakan Erdoğan , “buradan bir müjde vereyim, şehir merkezlerinde kalan hastanelerimizi kat karşılığı veriyoruz.” diye konuştu.

Haber kaynağı 26/01/2005 Cumhuriyet Gazetesi.

 

Sağlıkta harcamalar özel sektöre kaydırıldı söylemi yeni değil 2005 yılının başında da bu söylenmişti. Geçirdiğimiz son bir yılı ele aldığımızda özele kaydırılan sağlık sorunun “özelleştirme” politikaları ile nerelere geldiği ortadadır. Sağlığa ayrılan bütçelerde artış sağlanırken, sağlıklı yaşama ayrılan pay da o oranda düşürülmek isteniyor. Bütçe artışları kamudan, özele kaydırılmaktadır. Sağlık kuruluşlarına başvuru artışlarının karşılığında kamu sağlık kuruluşlarının bütçeden aldığı pay azalmaktadır.

 

.................................................

 

Basından:

“UMUT KUYRUĞU UZADI.”

Şule KÖKTÜRK 03/ŞUBAT/2006- İstanbul’daki kamu hastanelerindekuyruk sayısı artmış, kuyruklar düğüm olmuş, sinirler gerilmiş, her an bir kavganın içinde bulabilirsiniz kendinizi. Sağlık sisteminin sorunlarını çözdüklerini öne süren Başbakan ve Sağlık Bakanı Türkiye’nin gerçeklerinden uzak. Hastalar, “Bu ülkenin Sağlık Bakanı yok mu, buralarda beklerken ölmesek bari” diyorlar.

Sağlıkta reform adı altında, sosyal güvenlik kurumuna bağlı hastalar özel hastanelerden belirli bir ücret ödeyerek yararlanmaya başladı. SSK’liler de ilaçlarını serbest eczanelerden alma hakkını kazandı. Ancak, hasta yine ne muayene olabildi ne de ilacını alabildi.

AZAR İŞİTMEK İÇİN Mİ?

Canan Satılmış’ın isyanı ise artık sömürülecek bir şeyi kalmamış fakirin, ölüme direniş çığlığı sanki: “30 yıldır prim ödüyoruz , bu kuyruğu çekmek için azar işitmek için mi? Maaş alırken de aynı şey, yıllarca çalış prim öde, doktor isteme, 60 yaşında emekli ol, emekli maaşını almadan öl ya da maaş kuyruğunda öl. Devlet bize bunu söylüyor.”

KANSER HASTALARININ AĞZINI BIÇAK AÇMIYOR.

Hastanenin onkoloji bölümündeki hastaları hekime ulaşması için en az 3 kuyruk beklemesi gerekiyor. Birincisi muayene barkodu sırası, ikincisi hasta dosyalarının arşivlendiği bölüm.  Hastanın muayeneden önce, hekime gösterebilmek için kendine ait dosyayı arşiv bölümünden alması gerekiyor. Üçüncüsü ise kan tahlili sırası.

Kuyrukları aşmak için hastaneye 3 kişi gelinmesi gerekiyor. İnsanlar üst üste, sürekli kavga ediyorlar. Bu ülkenin Sağlık Bakanı yok mu? İstanbul’da bu hastanelerden sorumlu bir yetkili yok mu? Bu durumu hiç mi görmüyorlar.

İLAÇSIZ KALDI

Eşi ALS hastası (bu gün tıp literatüründe kanıtlanmış bir tedavisi olmayan kas hastalığı) olan Oya Çelikkaya, eşinin sürekli kullanması gereken ilaçlar bittiği için hastanede sıra bekliyor. Eski adı “muayene sırası”, yeni adıyla “barkod” ise doktora ulaşmasındaki en büyük engel. Çelikkaya, barkod bittiği için 2 gün sonra gelmek zorunda olduğunu anlatıyor. “Eşimin kullandığı 12 çeşit ilaç var, ama şimdi sadece 4 ilacı kaldı ve ben ilaçları yazdıramadığım için ilaçsız kalacak.”

 

“IMF İSTEDİ, HASTALAR ÖLECEK.”

“SAĞLIKTA HÜKÜMETİN İSTEDİĞİ DÖNÜŞÜM ÇÖKÜŞE YOL AÇIYOR. YAKIT, TEMİZLİK VE İLAÇ SORUNU BÜYÜK...”

Murat KIŞLALI

ANKARA- Türk Tabipler Birliği 2. Başkanı Dr. Metin Bakkalcı, hastanelerde yaşanan sıkıntıları “Hastanelere tedarik sağlayanlar mal vermemeye başladılar. Kaloriferler yanmıyor. Yakıt, beslenme, temizlik, ilaç eksikliği olmak üzere büyük bir problemle karşı karşıya kalacağız. Acillerde olması gereken ilaçlarda problem yaşanmaya başlandı, elde zorunlu olması gereken ilaçlar bile yok”sözleriyle dile getirdi.

Bakkalcı, şunları kaydetti: “Bütün bu sorumluluklar, başta Sağlık Bakanı olmak üzere bu politikaları yürütenlere aittir. Hükümetin ‘sağlık dönüşüm programı’na her düzeyde ‘sağlıklı çöküş programı’na dönüşmüştür. 3,5 katrilyon liranın bilerek taammüden silinmesi bunun bir unsurudur. Çünkü Hükümet ‘Ben kamu olarak sağlık hizmetini vermekten çekiliyorum. Ben bundan sonra kamu olarak sınırlı tedavi yardımında bulunacağım’ diyor. Meclis’teki genel sağlık sigortasının ruhu budur.

“Hükümetin burada kaynakların başka yere aktarılması tercihi var. Kamu hizmetlerine aktarmıyor. Hiç insani bir yaklaşım değil ama”. ‘Bu sistem artık çıkmaza girdi, genel sağlık sigortası zorunluluktur.’ Mesajı vermek istiyorlar. İlaç yazımına sınırlama getirdiler, bu nedenle hastanelerde ilaç kuyrukları beşe katlandı. Tüm basamak sağlık hizmetlerinde muazzam bir çöküş var. Bunların hiç birisi raslantı değil.” diye konuştu.

IMF TAAHÜTLERİ

CHP’li Kılıçdaroğlu da Hükümet, “Herkese sağlık güvencesi, kuyrukları kaldırdım, hekim seçme hakkını getirdim, sağlıkta dönüşüm yapıyoruz” diyordu o dönüşümün geldiği nokta hastaların ölümüne yol açacak..

 

“İZZET BAYSAL’IN VASİYETİNE İHANET.”

Ruhjat AVŞAR

BOLU- Bolu’da yardımsever iş adamı İzzet Baysal tarafından yaptırılan devlet hastanesi, AKP iktidarınca ruh ve sinir hastalıkları ihtisas hastanesie dönüştürülmek isteniyor. İzzet Baysal Devlet Hastanesi, geçen yıl 1,5 trilyon lira kar etmesine karşın Sağlık Bakanlığı personele 5 aydır döner sermaye alacaklarını ödemiyor. Köroğlu Devlet Hastanesi günde 1200 kişiye poliklinik hizmeti veriyor. AKP iktidarı iki hastaneyi birleştirmeyi, İzzet Baysal Devlet Hastanesi binasını da ruh ve sinir hastalıkları ihtisas hastanesine dönüştürmeyi planlıyor. Birleşme için İzzet Baysal Vakfı’ndan görüş alınmaması tepkileri çekiyor.             

 

.................................................

 

Bizim açımızdan:

SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri ile yaşanan SSK’li hastaların umut beklentileri kısa sürdü. SSK hastanelerinde yaşanan kuyruk sıkıntıları bir başka şekle dönüstürülüp hastaların karşısına yeniden çıkartıldı. Hastalar kuyruklara karşın ya istediği sağlık hizmetini alamıyor, ya da bir şekilde arada ödenemeyecek farklar çıkarılarak sağlık hizmetinden yoksun bırakılmaktadır. İşte alt yapısı hazırlanmadan, geleceği düşünülmeden, gerçek verileri ve sağlık çalışanlarını yok sayarak yapılmak istenen, sağlıkta yenilenme değil ancak sağlıkta yıkım olabilir. Bu sağlıkta alınan yıkım önlemleri ile, insanlar doğal hastalıklarının yanı sıra sistemin hastalıklarının sıkıntılarınıda birlikte yaşamaktadırlar.

 

.................................................

 

Basından:

“AKTİF SİGORTALI SAYISI VE PRİM TAHSİLATINDA ARTIŞ YAŞANIYOR. ANCAK YİNE DE TOPLANAN PRİM MAAŞLARI KARŞILAMAKTAN UZAK.”

13/ŞUBAT/2006

ANKARA- Sigortalı  sayısındaki artışa paralel olarak SSK kapsamındaki nüfus da 37,8 milyondan 40,3 milyona yükseldi.

Sigortalı sayısındaki artış aktif/pasif sigortalı oranınında 1,69’dan yüzde 1,73’e çıkmasını sağladı. Ancak, oran 2002 yılındaki 1,75’lik rakamın altında kaldı. 2005 Ağustos sonu itibarıyla 7,3 milyon aktif sigortalıya karşılık 4 milyon 237 bin emekli var. Aktif primler, emeklilerin maaş ödemelerini karşılamaya yetmedi. 2005’in sekiz ayında 21,9 milyar YTL’lik maaş ödemesine karşın tahsilat 19,8 milyar YTL’de kaldı. Yani primler emekli maaşlarının ancak yüzde 90’ını karşıladı.

İLAÇ GİDERLERİ ARTTI.

SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri ile SSK sağlık hizmetlerini devlet hastaneleri ve diğer anlaşmalı hastanelerden, ilaçları da eczaneden almaya başladı. SSK’nın ilaç dahil sağlık harcamaları ise 2005 yılında %23,3 artarak 6,6 milyar YTL’den 8,2 milyar YTL’ye yükseldi. Bu harcamaların 3,5 milyar YTL’sini ilaç alımları oluşturdu. İlaç harcamalarındaki artış %31,7 olarak belirlendi. Bakanlık tarafından hazırlanan raporda, sağlık harcamalarının diğer sosyal güvenlik kurumları harcaması ile karşılaştırmasına da yer verildi. 2004’te Bağ-Kur’ da kişi başına sağlık harcaması 380,27 YTL, Emekli Sandığı’nda 487,66 YTL olarak belirlenirken, SSK’da 230,46 YTL düzeyinde kaldı.

 

.................................................

 

Bizim açımızdan 

Ve sonuç olarak; 9/ŞUBAT/2005’den 10/ŞUBAT/2005’e geçerken SSK Hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri ile bitirilen ilaç kuyrukları, hasta kuyrukları başka yapılarda, başka alanlarda kendini yeniden göstermeye başladı. Bir gecede gerçekleştirilmek istenen yenilenmelerle ne SSK kurumsal olarak bu hizmeti vermeye, ne de biz serbest eczaneler bu hizmeti almaya hazır değildik. Sonrasında gelişen zaman içinde bu olumsuz tablo, giderek ve ağırlaşarak sonuçlarını vermeye başladı. İlaca ulaşabilmek için koyulan özel sözleşmeler, karşılığı bir türlü zamanında ödenemeyen reçete bedelleri sonunda sağlıksız bir yapıyı ortaya çıkardı.

Sağlık için sağlıklı bir yaşam için ilaçtan önce alınması gereken yaşamsal önlemler ön plana  çıkarılmalıdır. Ancak sağlıklı ve yeterli beslenebilen bir toplum içinde ilaçta tasarruf  sağlanabilir. Bunun dışında alınacak önlemler ancak insan yaşamını zora sokarak alınabilecek önlemlerdir. Sonuçta ortaya çıkan sayısal tanımlamalar ile toplum sağlığına harcanan para artarken, toplum sağlığı da o oranda kötüleşmektedir.

 

Söylemimizi ve uygulamaları sayılarla sonuçlandırırsak;

 

ü  SSK 2005’i 7 milyar 411.7 milyon YTL açıkla kapattı. 2006’da bu açık 12 milyar 508.8 milyon YTL’ye çıkacak.

ü  Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının eczanelerden ilaç alımlarını düzenleme yılda 1 milyar YTL tasarrufu ön görüyordu, 14 aylık uygulamada yaklaşık 3 milyar YTL zarar edildi.

ü  SSK’nin sağlık giderleri 2004’te 6,6 milyar YTL iken 2005 sonunda 8.2 milyar YTL’ye ulaştı. İlaç harcamalarında kurum eczaneleri 2.1 milyar YTL’den 877 milyon YTL’ye indi, anlaşmalı eczaneler 528 milyon YTL’den 2.6 milyar YTL’ye çıktı.

ü  Dışarıdan satın alınan hizmetlerin toplam içindeki oranı 2004’te 39,4 iken, 2005 sonunda yüzde 80,8 oldu.

ü  SSK’de 2004’te 855 milyon kutu olan ilaç tüketimi 2005 yılında 1 milyar 200 milyon kutuya yükseldi.

ü  SSK kurum ihtiyacı olan ilacın yüzde 40’ını kendi üretirken buna son verdi.

ü  SSK, toplu alımlarında kullandığı pazarlık gücünü yitirdi.

ü  Toplu pazarlık sisteminin baskısından kurtulan ilaç üreticileri, ilaç fiyatlarında istedikleri gibi oynama olanağını ele geçirdi. Bu şanslarını eczanelerin ellerinde bulundurdukları ilaçlarda defalarca indirimlere giderek, eczaneleri zor duruma düşürmüşlerdir.   

 

 

 


Ecz. Mustafa Nuri ŞENER


Son eklenen haberler

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim