B9 Vitamini - Folik Asit

Son güncelleme: 10-05-2015

Tarihçe 
 
Folik asit sözcüğü Latince yaprak anlamına gelen ' folium' dan gelir. Yeşil yapraklarda yaygın olarak bulunduğu için bu ad verilmiştir. Bu adı veren Mitchell ve ark. bu vitamini ıspanak yapraklarından 1941'de elde etmişlerdi. 
 
1931 yılında Wills'in bildirdiği çalışmadan beri beyaz ekmek ve işlem görmüş pirinç yiyenlerde özellikle gebelerde görülen megaloblastik bir aneminin o güne kadar bilinen vitaminlere cevap vermediği, ancak bazı maya preparatlar ına cevap verebildiği biliniyordu. Mayalarda bulunan bu anti-anemik faktöre Wills faktörü adı verilmişti. Mitchell ve ark. 1941'de bu faktörü keşfetmiş oluyorlardı. Bu keşif çok önemli olmakla birlikte o sırada pernisiöz anemiyi düzelten faktörü elde etmeye çalışan araştırmacıların yanılgıya düşmesine yol açtı. Pernisiöz anemide eksik faktörün bu olduğu sanıldı. Ancak folik asitle pernisiöz anemide kansızlığın düzelebilmesi, buna karşın sinir dejenerasyonlarının daha da ağırlaşarak sürmesi araştırmaları daha da alevlendirerek sürdürdü ve B12 vitamini keşfedildi. 
 
Biyokimyasal Yapısı 
 
Folik asit (folasin), para-aminobenzoik aside bağlı bir pterin halkas ının bir molekül glutamik asit ile konjuge olmuş şeklidir ve kimyasal adı pteroylglutamik asittir (pteroylgotamik acid-PGA). Suda çözünen, kristalize sarı renkte bir maddedir. Asit çözeltilerde ısıya dayanıklı olmakla birlikte alkali ve nötr çözeltilerde ısıya pek dayanıklı değildir. Kimyasal yapısı folik aside benzeyen birçok madde canlılarda bulunmuş ve bunlar folatlar genel adı altında toplanmıştır. Dokularda indirgenmiş folatlar da bulunabilir. Tetrahidrofolat şekli, organizmada folatın birçok enzimatik reaksiyona katılma şeklidir. Tetrahidrofolat 5. veya 10. ya da hem 5. hem 10. karbon atomlarına metil, formil, 
metilen gibi kökler alarak etkin biçimini kazanır ve bu köklerin transferini sağlar. Folik asidin tetrahidrofolik aside (THF) dönmüş durumuna folinik asit adı verilir. 
 
 
 
 
Fizyolojik Rolü 
 
Folik asid, bir karbon atomlu köklerin moleküller aras ı transferinde önemli rol oynar. Serin, glisin, histidin gibi amino asitlerden aldığı kökleri pürin ve pirimidin sentezinde kullanır. DNA’nın karakteristik yani RNA' da olmayan nükleotidi timidilatı oluşturmak üzere dezoksiüridilik aside bir metil kökü yerleştirme işi tetrahidrofolik asidindir. Bu sentetik aşamanın olmayışı folik asit eksikliğinde görülen megaloblastik anemiyi açıklar. Folik asidin DNA sentezindeki bu rolünü onaylayabilmesi için 5,10-metilen-tetrahidrofolat haline geçmesi gerekir. Bu geçiş B12 eksikliğinde mümkün olmaz. B12 eksikliğinin de megaloblastik anemiye yol açışı bu mekanizma iledir. Şüphesiz 
B12 vitamininin doğrudan katıldığı önemli metabolik olaylar da vardır.  İnce barsak epitelinde bulunan bir karboksipeptidaz enziminin yardımı ile besinlerde bulunan poliglutamil şeklindeki folatlar parçalanarak serbest folat ince barsakların üst kısmından emilir. Folik asit emilirken bir yandan tetrahidrofolata indirgenir, bir yandan da metil kökü alır ve kanda metil tetrahidrofolat şeklinde taşınır. Karaciğerde de büyük ölçüde bu şekilde depolanır. 
 
Karaciğerde 5 mg kadar deposu vardır. 
 
Besinsel Kaynaklar 
 
En zengin folik asit kaynakları olarak bilinen yiyecek maddeleri karaciğer, mercimek, kuru fasulye (kuru baklagiller), ıspanak, ceviz, badem, fındık ve fıstıktır. Karaciğerdeki folat genellikle 5-metil-folattır, emilimi kolay ve biyolojik değeri yüksektir. Yiyecekler hazırlanırken folatın önemli bir kısmı zarar görebilir. Konserve yapılırken, pişirilirken, yemeği soğuttuktan sonra tekrar ısıtıp kullanırken, et ve sebzelerin aşlama suyunun dökülmesinde folatın önemli kısmı kaybolur. Besinlerdeki indirgeyici maddeler, örneğin C vitamini folik asidin tahrip olma oranını azaltır. 
 
Günlük Gereksinim 
 
Günlük folik asit ihtiyacı yaşa göre değişmektedir. 0 - 6 ay arası bebekler günde 40 mikrogram (mcg), 7 - 12 ay 60 mikrogram, 1 - 12 yaş arası çocuklar günde 100 mikrogram ve 13 yaştan büyükler ise günde 200 - 400 mikrogram folik asite gereksinim duyarlar. Folik asit eksikliği yüzünden sinir sistemlerinde oluşum bozuklukları olabilecek çocuk doğurma riski taşıyan gebelerin günde en az 400-800 mikrogram kadar folik asit alması önerilmektedir. En zengin kaynaklardan karaciğerin 100 gramında 270, 100 gram kadar kuru fasulyede 125 birim ve mercimek de 107 birim folik asit bulunduğu göz önüne alınırsa sadece gıdalarla bu ihtiyacın karşılanması çok kolay olmadığından destek tedaviler gereklidir. 
 
Eksikliği 
 
Hafif folik asit eksikliği toplumda oldukça yaygındır. Daha ağır eksiklik durumlarına ise anemide rastlanır. Folik asit ya da B12 vitamini eksikliği olanlar sonunda anemik hale gelirler. Anemi belirtileri uyuşukluk, yorgunluk, çaba harcandığında  nefes darlığı, deride ve mukozada solgunluktur. Ağız kenarlarındaki çatlakların folik asit yetersizliğinden ileri geldiği bilinirse de bu, demir, B2 ya da B6 yetersizliğinden de olabilir. Folik asit eksikliğinde dil ağrılı ve kırmızıdır. Pürtükleri kaybolmuşcasına düzgündür. B12 ve demir yetersizliğinde de benzeri belirtiler görülebilir. Folik asit eksikliği çoğu kez dış belirtiler sonucunda değil, kan testleri sonunda, kişide anemi olduğu anlaşılınca ortaya çıkar. Hafif eksikliklerde kişide depresyon görülebilir. Daha ağır eksikliklerde ise sinirler hasara uğrar, periferik nevropati oluşabilir.  Eksikliği megalobastik kansızlığı da meydana getirir. Bu hastal ığa tropikal bölgelerde çok rastlanır. Bu eksikliğin başlıca nedeni, protein-kalori eksikliğine dayanmaktadır. Normal beslenen insanlarda ancak sindirim bozukluğunda ve gebelikte görülebilir. Sara hastalığında kullanılan ilaçlar verilirken bu vitaminin de verilmesi gerekir. Bazı antibiyotikler bu vitamini yok etmektedir. Bira, şarap, rakı vs. gibi alkollü içecekleri içen kimselerde ve sigara kullananlarda da bu vitamin eksikliği oldukça sık görülmektedir. Keçi sütü de bu vitamin bakımından fakir olup, bu sütle beslenen çocuklara da folik asit takviyesi yap ılmalıdır. Sara hastalarına folik asitin B12 vitamini ile birlikte gerektiği zaman verilmesi uygun olur. Suda eriyen bu B vitamini türü, kırmızı renkli kan hücrelerinin (alyuvar) üretimi, büyümesi ve yeniden oluşumu için gerekli olan RNA ve DNA gibi nükleik asitlerin meydana gelmesine yardımcı olur. 
 
Folik asit özellikle büyüme sırasında ve stres halinde de gereklidir. Özellikle psikiyatrik hastalığı olanlarda folik asit eksikliği yaygındır. Depresyonlu hastalar, hatta şizofrenikler açık folik asit eksikliği gösterirler. Bu tür hastalara folik asit verilince depresyon geçtiği gibi, hastanın hastanede kalma süresi de kısaltılmış olur. Çoğu kez böyle hastalarda öbür B grubu vitaminlerin de eksikliği vardır. Onun için tüm psikiyatrik hastalara B kompleks verilmesi yönünde bir görüş vardır. Yaşlılar ve ussal (zekasal) gerileme gösterenler de B kompleksle takviye edilmelidirler. 
 
Son yıllardaki en ilginç bulgulardan biri de, folik asidin spina bifida denilen hastalıktaki önleyici rolüdür. Spina bifida, ana karnındaki dölütün omurgasının iyi gelişememesi, bunun sonucu olarak da sinir sisteminin hasar görmesidir. Spina bifidalı çocuklar deforme doğar, ya doğmadan önce ya da hemen sonra ölür. Yaşayabilenler uzun süreli tıbbi tedaviye gereksinim gösterirler. Daha önce spina bifidalı ya da ağır bir sinir sistemi anormalliği bulunan çocuk doğurmuş her kadın, gebe kalmadan önce doktoruna danışmalıdır. Böyle kadınların beslenme durumu ve folik asit düzeyi gebelikten önce saptanmalıdır. Folik asidin hamilelik boyunca önemi omurilik ve/veya 
beyin sistemiyle ilgili özürlü çocuk doğurma (Spina bifida) riskini düşürmesinden kaynaklanır. Bu nedenle A.B.D Halk Sağlığı Servisi (The U.S Public Health Service) hamilelik boyunca bir kadının günde 400-800 mcg folik asit almasını önermektedir. Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik asit, gebeliğin erken dönemlerinde, bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişimi için gerekli bir maddedir. 
 
Embriyo, gebeliğin ikinci ve on ikinci haftaları aras ında yeterli folik asit alamazsa özellikle beyin ve omurilik ile ilgili anormallikler olmak üzere doğumsal gelişim bozuklukları görülme riski artabilir. Ayrıca kan yapıcı organların etkilenmesine bağlı olarak annede kansızlık gibi belirtiler ortaya çıkabilir. 
 

Ecz.Nurdan ŞAHİN


Son eklenen haberler

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim