Ecz. Hüsnü KAYA

Eczacılık Mesleğinin Kurtarılmaya İhtiyacı Var mı

07-01-2013


Önceki bir yazımda;

Forumlarda izliyorum, zaman zaman “eczacılığı kurtarmak” için reçeteler sunuluyor.

Acaba eczacılığın kurtarılmaya ihtiyacı var mı?“ diyerek sormuş  ve “Tabirimi hoş görün ama” diyerek “Eczanecilik” deyimini kullanıp, bununla  serbest eczane eczacılığının günümüzdeki görünümü hicvetmiştim.

 

Bu kez serbest eczacılık işinin değil de eczacılık mesleğinin durumunu ve Türk Eczacıları Birliği’mizin olması gereken yönetim düsturunu irdelemeye çalışacağım.

14 Mayıs 1839 tarihinde Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane’de eczacılık sınıfının açılması, mesleğin bilimselliğine vurgu olarak eczacılık günü kabul edilmiştir.

Örneğin TEB’nin web sayfasında her 14 Mayıs’ta “bilimsel eczacılığın kuruluşunun yüz yetmiş…’inci yılı dolayısıyla…” diyerek yine bilimsel eczacılığa vurgu yapılmaktadır.

 

Eczacılar beş yıllık bilimsel bir eğitimden sonra mesleği icraya hak kazanırlar. 

 

Eczacılık mesleğinin bilimselliği tartışılmaz bir biçimde açık olmasına rağmen çok uzun bir süredir bu niteliğe uygun davranılmadığı için bunu tekrar etme gereğini duyarak yazıma başladım.

 

Biz eczacılar, bilimselliği olan mesleğimizin neresindeyiz?

Mesleğe bilimsel katkı olarak ne koyabiliyoruz?

Bilimselliğin zemini olan analitik düşünmeye ne kadar sahibiz?

Yöneticilerimiz melekeleriyle mi, analitik düşünceyle mi hareket ediyor?

Eczacılık fakültelerimiz, sadece tornadan çıkmış eczacı mı üretiyor? Bilim adına neleri araştırıyor?

 

Veya…

 

Biz bu gibi soruları ne zaman sormaya başlayıp, yüksek sesle dillendireceğiz?

 

Sanırım bu soruları sormak zor geldiği, dillendirmek için de cesaret gerektiğinden bunun yerine “eczacılık mesleği nasıl kurtulur?” sorusunu tercih ediyoruz.          

 

Serbest eczane içinden bakarsak maalesef bilimsel bir yanımızın olduğu söylenemez. Yine forumlarda izliyorum rivanol solüsyon hazırlanırken suyun kaynatılıp kaynatılmayacağı soruluyor.

 

İlaç – ilaç, ilaç – besin etkileşmesi vs konularında ne kadar bilgimiz var ve ne kadarını hastaya aktarıyoruz? Levonorjestrel’in (Norlevo) her siklus döneminde sadece bir defa kullanılması gerektiğini, gebelik testinin sabah ilk idrar ile yapılacağını tek tek her hastamıza söylüyor muyuz?

 

Asli görevlerimizden en önemlisi olan TÜFAM’a rapor göndermeyi hangimiz aklımızda tutuyoruz?

Eczacılık eğitiminin en temel dersi olan Farmasötik Teknoloji için açılan yüksek lisans programına benim bildiğim sadece eczacılık lisans eğitimi almış kişiler kabul edilir.

 

Akademisyen bir arkadaşımdan duyduğumda ağzım açık kalmıştı.

 

Bakın bu program eczacı dışında kimlere de açılmış; “tıp, diş hekimliği ve veterinerlik fakülteleri, kimya mühendisliği ve fizik, kimya, biyoloji ve biyokimya bölümlerinden mezun olanlar”.

 

Bu, eczacılık mesleğini eczacı olmayan başka ellere teslim etmektir.

 

Bununla ilgili olarak akademisyen arkadaşımdan aldığım bilgi dışında hiçbir yerde haber göremedim. Bu haberi duyup da gereğini yapmayan yöneticimiz varsa gaflet içerisindedir.

 

Fakültelerimiz hala eski tip eczacı yetiştirmekten vazgeçmeyip gözlerini kapatırsa, Türk Eczacıları Birliğimiz çözümü seferberlikte ararken bilimi göz ardı ederse (Sağlık Bakanlığı’ndan bahsetmiyorum bile, baş yönetici olarak eczacılık mesleği zaten umurunda değil) biz forum sayfalarında daha çok defa eczacılık mesleğini kurtarırız.

 

Eczacılık mesleğinin kurtarılmaya ihtiyacı yoktur ama her zaman korunması gerekir. Yapılması gereken, mesleğin gün tanıkları bilime itibar edip korumak için rutin yapılması gerekenleri yapmalıdır.

 

Örneğin eczanesindeki eczacı bütçe uygulama talimatına harfiyen uymak zorundadır. Hatta BUT’da yazılanlar bilimsel olmasa dahi. Ancak mesleğin tepe yöneticileri bilimsel olmayan durumlar varsa, müdahale edip gerek eczacısını ve hastayı korumalı gerekse de bilimin kendisine gösterdiği doğruyu savunmalıdır.

 

28 Temmuz 2012 tarihinde yayınlanan tebliğ ile LDL değeri 160’dan 190 mg/dL’ye yükseltilmiştir.

 

Oysa bilim; LDL normal değerini 130 – 159 mg/dL, üst sınırı da ≥160 mg/dL olarak kabul etmiştir.

 

Bu tebliğin son maddesi, bu hükmün yürütücüsünün Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı olduğunu ifade eder. Bu kurumun halen başkanlığı yürüten yetkilisi iktisat kökenli bir yöneticidir. Bu sebeple meseleye iktisat bilimi çerçevesinde yaklaşıp, görece pahalı ve çok tüketilen lipid modifiye edici ilaçlara, tabiri ile ifade edeyim; ince bir ayar çekmek için tıp bilimini görmezden gelip bir tebliğ ile işi bitirmiştir. Anlarım. Misyonu onu gerektirir.

 

Anlamadığım şu ki; biz eczacılardan ve hekimlerden çıt çıkmaz.

Hekimlerin örgütüne karışmayayım ama bizim örgütümüzü eleştireyim;

 

T.E.B neden bu duruma ses çıkarmaz? Yetkisi dışında mıdır? Hayır.

160 mı doğru, 190 mı? doğruyu kolektif ve analitik bir düşünce sürecinden geçirip gereğini yerine getirmez. (160 üst sınır, ancak ilk etapta ilaç yerine hastaya diyet ve hareket önerilir, buna rağmen düşmez ise ilaca başlanır denilebilir Ancak bu tez genel doğru haline getirilmez ise buna karnından konuşmak denir).

Bütçe Uygulama Talimatı içinde buna benzer onlarca yanlış vardır. Bu yanlışları bilimsel veriler ile çürütüp gerekirse yargı yolunu kullanarak eczacısını ve hastayı korumuş olur. Ki; bu görev 6643 sayılı yasanın 4 b maddesi ile zaten TEB’e verilmiştir (Azasının maddi ve manevi hak ve menfaatlerini korumak ve bunları halkın ve Devletin menfaati ile en iyi şekilde telife çalışmak)

 

Bilimsellik sadece BUT’nın bu özelliklerinde mi aranır? Tabii ki değil. TEB icraatlarının her alanına bilim gözlüğü ile bakarsa hayat mutlaka değişir.

 

Örneğin “eczacı”, “eczacılık”, eczane” sözcüklerinin tarifini başkalarına bırakmadan TEB’in kendisi bilim ışığı altında yeniden yapmalıdır; ki nelerden bahsettiğimizi bilelim.

 

İki yılda bir yasak savmak için yapılan ve artık sıradanlaşan, ciddi bir tebliğ sunmanın bile olmadığı eczacılık kongrelerinde bunlar tartışılmaya başlanmalıdır ki ortak akıl meydana çıksın.

 

SGK ilacın parasını ödeyen kurum olarak, Sağlık Bakanlığının hüküm yürüteceği konu olan LDL’nin 160 mı, 190 mı? olacağı yargısını bile kendi uhdesine alabilmiştir.

 

Demokrasiden falan bahsediyoruz ama hala “altını çok olan, kuralı koyar” düsturu geçerlidir.

 

Eğri oturup doğru konuşalım ki; günümüzde tüm meslek örgütleri sistem veya ülke idarecileri tarafından yavaş yavaş işlevsiz hale getirilip sadece rutin bürokratik işlere sıkıştırılmışlardır.

 

Hiç kimse beklemesin ki; meslek sorunları bürokratik uğraşlar ile tersine dönmez. Ancak bilimin kuralları uygulanarak eczacının ve hastanın hakkı korunur. En fazla, sonuca ulaşmak için hukuk da gerekir.

 

Burada hakimi ikna edecek olan yine bilimsel kanıttır.

 

Artık eczacısı ve yöneticisi ile mesleğin bilimsel yanına önem verip, sonuçları paylaşarak yürünmelidir.

 

EDAK Kurucu Üyesi

EDAK Denetleme Kurulu Üyesi


Yazarın diğer yazıları

Yazıların tüm hakki Eczacının Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.

Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim