Ecz. Filiz AYKUTERSOY

Sanatın Merkezi ’Vienna’

19-06-2017


Ecz. Filiz AYKUTERSOY

 

Bu seyahatim Viyana; Avusturya’nın başkenti, Avrupa’nın klasik müzik merkezi. Viyana uluslararası ününü Strauß, Mozart, Beethoven ve Haydn ve birçok ünlü bestecinin yaşamış ve üretmiş olmasına borçlu. Viyana Flarmoni Orkestrası, Viyana Operası en iyilerden...

THY yollarının Viyana uçağıyla güzel bir yolculuktan sonra havaalanında güzel macar rehberimiz Veronica ile buluştuk, kendisi yol boyunca Türkçe anlatımıyla panaromik şehir turumuzu yaparken otele gitmeden Belvedere Sarayını ziyaret ettirdi. Burası Prens Eguen ’e Osmanlı kuşatması sırasında Osmanlıya karşı başarısından dolayı yazlık saray olarak hediye edilmiş. İki bölümden oluşuyor, yukarı bölümde Gustav Klimt’in The Kiss eserinin orijinali ve diğer eserleri mevcut. Zaten tüm Viyana bu eserin ve diğerlerinin her türlü aksesuarda, kupada, kalemde, masada, çantada, önlükte, kılıfta vs yansıması şeklinde.

Otelimizi tur ayarladığından merkezden uzak bir konumu seçmiş ama ulaşım çok rahat, metro, tramvay hatları çok güzel çalışıyor ve bilet almayı tramway içindeki makinalardan ve metro girişlerindeki makinalardan yapıp, sonra da okutarak tek yön hepsinde kullanabiliyorsunuz ve güven, dürüstlük o kadar güzel ki hiç kimse kontrol etmiyor, kimse rahatsız etmiyor ve süreleri hiç şaşmıyor. Viyanalılar genelde bir ya da iki çocuğa ve en az iki köpeğe sahipler ve metroda tramwayda markette parklarda hep beraberler. Otele yerleştikten sonra biraz dinlenip kendimizi 52 nolu tramway hattıyla Westbahnhof metro durağına ve oradan da Stephansplatz’a atıyoruz ve Viyana’nın büyülü ambiansı ve Aziz Stephans ın görkemli barok yapısına büyülenmiş olarak içeri giriyoruz. Burada çan kulesinin tepesinden Osmanlının gelip gelmediğini kontrol ederlermiş, mum yakıp dileklerimizi diliyoruz ve çıkıyoruz.

Kanrtrn Straße de yürüyerek Karlplatz’a kadar ünlü mağazalar, yapıtlar, meşhur Demel Pastanesi devamında Hafburg Sarayı, bugünlük buradan dönüp Aziz Stephan klisesine ulaşan diğer yol Graben Straße üzerinden gidiyoruz, burada Pestsäeule(Veba Anıtı) bulunuyor. 1679 Veba salgınını simgeleyen barok tarzda yapıda melek figürleri dua eden imparator figuru barok tarzda bir yapıt, bunun hemen yanındaki cafeye oturup sipariş verelim derken garsonun Türk olduğunu ve orada bilişim şirketine girmek için almancasını ilerletmek amaçlı burada çalıştığını söyledi, ilk şnitzelimizi burada deniyoruz ama işin gerçeği yanındaki soslu semizotu yapraklarıyla süslenmiş patates salatasını daha çok beğeniyoruz. Caddenin sonunda bira festivaline katılıp değişik bira çeşitlerini tadıyoruz, burada da herkesin yanında köpekleri özel hazırlanmış masalarda yanlarında onlara eşlik ediyor ve günü tamamlayıp otelin yolunu tutuyoruz.

Sabah güzel bir kahvaltının ardından otelimize yakın olan Avrupa’nın en güzel sarayı olan Schönbrunn Sarayına imparatorluğun yazlık sarayına gidiyoruz. Gloriette denen neo-klasik sütunlar, palmiye evi, labirent, hayvanat bahçesi, çok güzel bölmelerin ve çiçeklerin olduğu kocaman bir bahçe, neptün çeşmesi, çocuklar için özel bölümler mevcut, ,içerde ring sefer yapan tren mevcut ama biz yürümeyi tercih ettik ve tepeye kadar çıkıp Gloria cafe de mola verip meşhur kahvelerinden içerek o dönemi yaşamayı hayal ettik. Sonra tekrar diğer taraftan aşağıya inerken gece summer parti hazırlıkları yaptıklarını gördük, sarayda summer partiler, konserler yapılıyormuş.

Buradan çıkarak kendimizi Aziz Stefan Katedralinin oraya attık burası şehrin merkezi ve ilk olarak Hofburg Sarayını gezmeye gittik. Buranın girişinde değişik süslemeli atlı arabalar bulunuyor ve bunlarla sarayın etrafını gezebiliyorsun. Saray girişinde her bölümün biletleri satılıyor ve satış mağazası bulunuyor. Burası kışlık saray olarak geçiyor, içersinde o kadar çok daire var ki insan şöyle bir düşünüyor bir uçtan diğer uçtaki daireye gitmeye kalksan epey vakit alır, nasıl bir yaşam yaşamışlar, insan o zamanlarda olarak görmek istiyor. Müzeler, Şapel, Avusturya Ulusal Kütüpanesi, İspanyol Binicilik Okulu, Başkanlık Makamı, Sisi Müzesi, gümüş eşya koleksiyonu ve kelebekler evi mevcut. Sisi de Viyana’nın her yerinde, Avusturya’nın İmparotoriçesi. 12 euro ya gezebiliyoruz. Sisi, İtalya’ya gezmeye gittiğinde bir anarşist tarafından bıçaklanarak öldürülüyor.

Sarayın bahçesinde Mozart heykeli var ve heykelin önünde çiçeklerden harika bir sol anahtarı oluşturulmuş. Müzeler bölgesinde Museum quartier, Sanat Tarihi Müzesi (Kunsthistorisches Museum) ve Doğa Tarihi Müzesi (Naturhistoriscus Museum) çok geniş parkaların, yeşilleklerin arasında bulunuyor ve her taraf sanat kokuyor. Tabii bu atmosferi değerlendirip marketten aldığımız içeceklerle kendimizi insanlara özenerek çimlerin arasına sanatın ortasına bırakıyoruz ve nasıl zaman geçmiş farkedemeden 1 saatimizi burada geçirdik. Viyana devlet operası, Volksopera, Stadt parktaki operalara önceden bilet alınabilir yada kapıda kuyruk bekleyerek 3-5 euroya izleme şansınız oluyor. Biz programımızın nasıl gelişeceğini bilmediğimizden bunu tercih ettik ve çok da iyi oldu. Zaten konsere gitmeseniz bile her yerde duyabiliyorsunuz.

Karlsplatz Caddesinde ilerlerken ara sokaklarda Anker Saatini aramadan bulduk, Anker Sigorta binasında yer almakta, üzerinde 12 ünlünün figürü yer almakta. Biraz ilerisinde de turistlerin uğramadığı çok nezih bir cafe keşfettik ve yemekleri, sunumları çok güzeldi, wc de çok sanatsaldı.

Sıra meşhur şnitzeli tatmak için Figlmueller’e gittik ve dışarıdaki kuyruğun sonuna eklendik ve sıra bize geldiğinde masamıza yerleştik ve yine ben salataları daha çok beğendim ve şunu farkettim ki ağır insanlar dışarıdaki kuyruk onları rahatsız etmiyor, burada masalar boşalıyor uzun zaman geçtikten sonra birilerini oturtuyorlar. Buradan kalktıktan sonra biraz mağazalara dalıyoruz ve sonunda tatlımızı yemek için yine olmazsa olmaz Cafe Sachere geçiyoruz yine kuyruk. Burası cafe olarak çok güzel eski bina, halılar, resimler, temizlik ve klasik müzik harika cam kenarında bir masaya oturtuyorlar, sacher torte ve melange kahvesini içtik. Gece için otele döndük ve giyinip gece keşfi için yine Aziz Stefan’a ulaştık. Metroda iki güzel süslenmiş kızları takip ederek onların gittiği cafeye baktık gayet güzeldi ve biz de kendimizi cafenin ambiansına bıraktık ve doğru karar verdiğimizi anladık, çok güzel bir yerdi ve alt tarafı da mahzen olarak satış yapıyordu.

Ertesi gün son olarak Tuna Nehri kenarını gezip Mozart Cafe’ye geçtik. Burada menüde Mehmet Efendi Türk kahvesi de vardı. Bu sefer apple strudell ve Mozart Cafe’nin güzel pasta ve cafelerini sipariş verdik, burası da tarihi bir yerdi, insan kendini o devirlerde yaşıyor gibi hissediyor. Evet sonuç olarak Viyana’ya bir daha gider miyim? Giderim. Viyana yılbaşı konser bileti alıp yılbaşında gidilebilir.

Sevgilerimle...

 


Yazarın diğer yazıları

Yazıların tüm hakki Eczacının Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.

Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim