1. Pazar Yazıları
  2. Zafer Şarlayan
  3. z.sarlayan@eczacininsesi.com

28-05-2017


Afrika Aslanı

 

Hüzünlü bakışları ile eve gelir öylece bakardı. Evden ayrıldığında bile sanki evin içinde kalırdı hüzünleri. Benimle ettiği sohbetlerin yüreği yaralayan bölümleri de yine o hüzünlü bakışlardı. Severdi benimle konuşmayı. Hüzünlü bakışların da benimle sohbetin de sebepleri aynıydı işte…

“Benim kızlar ne yapıyor acaba? İyiler mi, hastalar mı?” sorusunu her sorduğunda bunu daha iyi anlardım.

Uzun zamandır ayrıydı ve bu ayrılık gözlerine işlemişti nakış nakış… Kız çocuklarına duyduğu özlem sohbeti getiriyor ama sohbet ettikçe gözlerinden yaş yerine hüzün akıyordu. Babam akşam yemeği için alır gelirdi onu tek başına yaşadığı otel odasından. Ne yapardı, nasıl katlanırdı bu duruma? Hem çocuklarından, hem ailesinden uzak, yapayalnız…

Eve getiremesek bile haftanın iki günü Kadıköy’e babamla iner Elif Otel’de onu ziyaret ederdik. Sonra Elif Kıraathanesinde aldığımız sıcak simitleri çaylarımız eşliğinde yer sohbet ederdik. Ne çok şair, yazar vardı içerde…

Onun yalnızlığı, onun ayrılığı çökmüştü gözlerine ve bir de çekingenlik gelmişti onurlu bir insanın yapacağı gibi… Sadece evliliği, çocuklarına küs olması değil, kendi çocukluğu da mutsuz geçmişti. Konuşmalarını dinlerken çok üzülmüştüm.

“Öksüzler yurdu” demişti ev yerine… Ve sonrasında otel odalarında geçen zaman… Öğretmenlik yapmış uzun süre Anadolu’yu dolaşan bir yaşam yolcusu olmuştu. Farklı bir alan olan eczacılıkta yayınlar yapmıştı. Hatta ona eczacılık yayınlayan şair denmişti… Yazdığı 363 kitabın sadece 12 tanesi şiir kitabı, gerisi eczacılık üzerine yazılmış kitaplardı.

Ona yapılan “Eczacılık Yayınları Yapan Şair” benzetmesini sonuna kadar hak ediyordu. Unutulmuş gibi görünen şair ve yazarlarımızdan biriydi şimdi o…

Cemal Süreyya’nın ona “Afrika Aslanı” demesini de sonra anlamıştım. Trablusgarp doğumluydu; İlhami Bekir Tez ve hayatı büyük bir mücadele ile geçmişti.  Yaptıkları ile yarına kalmayı hak ediyordu.

Ali Özgentürk 1982 yapımı “At” filminde kitaplarını satmaya çalışan bir şair olarak anlatılmıştı onu. Vapurda şöyle sesleniyordu…

Babamın öldüğü yaşa geldim,

Hazırlanın beni uğurlamaya

Bakın ne kadar cesur duruyorum

Değmez üzülmeye ağlamaya…

Yazdığı romanın formlarını bastırıp parça parça bir liraya satarak, kazandıkları ile kitabını ciltleyebilen, çekingen, hüzünlü bakışlı, yalnız şair ve yazarımız yine tek başına bir bakım evinde hayata gözlerini yumdu.

Bugün yeniden hatırlayıp onu YKY’den çıkan iki kısa romanını aldım elime, ilk baskısının nasıl gerçekleştiğini bilerek… “Taşlı Tarladaki Ev- Herhangi Bir Roman Kitabıdır.”

Ve şiirlerini okudum, eczacılığa katkılarını düşündüm…

Aklımda kaldı sözleri;

“…Sana ne menekşe gönderdim, ne de gül. Sana gönlümü verdim.”

z.sarlayan@eczacininsesi.com


Son eklenen yazılar

Yazilarin tüm hakki Eczacinin Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.
Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim