Ecz. Özcan Kekeç

SİPERDEN SİPERE ATEŞ TOKUŞTURANLAR...

 

Çin’de Wuhan da bir laboratuvarda tanımlanan ve Dünyanın gelişmiş ekonomilerinde ABD’nde kendini “tanımlayarak” kasıp kavuran bir virüs mikrobu “covid-19” bilimsel adıyla evet insanı, insanlığı, hayatları, ekonomileri ve gelecek planlarını ülkeler ölçeğinde de bireyler ve aileler üzerinde de altüst etti.

Değer yargılarını da içine alarak psikolojik, sosyolojik ve dayanışma duyguları anlamında da değiştirdi.

Bireyi yalnızlaştıran tarafına dair kim bilir gelecekte ne tür tespitler, teşhisler ve terapileri öngören çalışmalar dünya literatürlerine giren çalışmalar ve atıfları tartışacak bilim insanları...

Her ülke pandemi tanımına uyan yanıyla kendi imkanları alt yapıları ve toplumun geleceğine dair yaptıkları bilimsel ekonomik ve eğitim olmak üzere bu “savaşın” mevzilerinde sütre gerisinde savaştı, savaşmaya da aynı hassasiyeti ve donanımıyla devam ediyor, edecek de gibi görünüyor.

Ülkemizde de tam bir yıl önce yukarıda girişte de belirttiğim üzere Avrupa üzerinden korkulan ürküten haliyle bizi “uyur vaziyette” yakalayarak geldi “elini uzattı” tanıştık maalesef.

Tıpkı bir gece ansızın gece uykusunun en derin “kırk beş saniyesinde” hayatları, geleceği, ekonomik parametreleri altüst eden ve de bilimden, mühendislikten...

Ve de ahlaktan yana,

Toplum vicdanının duymak istediği,

“Sesimi duyan var mı?” ya, hala ses duymadığımız tıpkı 17 Ağustos 1999 Marmara depremi gibi...

Bu bir yılda pandemiye dair çok özel, çok anlamlı ve duygu yüklü bir hikaye yazıldı evet.

Tam da 14 Mart Tıp Bayramının takvim yapraklarında gözümüze iliştiği yüreğimizi burkan bir dönemde bu hikayenin insan ruhunda biriktirdiği duygularıyla okunan, gelecek nesillerinde çok değerli alıntılar yapacağı bir hikaye...

Bu hikayeye adını verenler, önce insanım diyerek “hayatlara dokunmayı” hayatının önünde tutanlardır elbette.

Nice değerli hocalarımız sonsuzluğa sessizce uğurlanarak adları Pandemi Hastaneleri ve Şehir Hastanelerinin en yüksek yerlerinde büyük puntolarla yazılarak ölümsüzleştirildi.

Prof. Dr. Feriha Öz hocamız gibi...

Prof. Dr. Murat Dilmener hocamız gibi...

Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu hocamız gibi...

Sonsuzlukta ışıklarda olsunlar adları daim olsun.

Onlarca “görev şehidimizden” biri İstanbul Sancaktepe de Ecz. İsmail Durmuş...

38 yaşında hayatının baharında, yaşama tutunamadı Geride gözü yaşlı bir eş ve iki küçük yavru bırakarak... Onlar babalarını hiç tanımayacaklar.

Ecz. Erhan Yüksel...

Mesleğin örgütlü yapısına özverileriyle birikimleriyle değer katmış değerli meslektaşı eşiyle iki güzel yavrularını tıp ve eczacılık eğitimlerini tamamlayarak yetiştirmiş tam da onların başarı ve hayat öykülerine tanık olamadan hayattan kopmuş.

Gel de dayan ey yürek!

Emekli olmasına altı gün kala bir Temmuz sıcağında yürekleri yakan Biyolog Ali Uçur’ un öyküsü...

Hayatlarıyla aileleri altüst olan geleceği ve umutları kararan eşler ve bilhassa çocuklar.

Bütün bunları yaşadık nice hikayeleri nice yaşanmışlıkları ile biyografilerini okuyarak geride bıraktıklarına bakamayarak...

Ülke insanının temel var olma iç güdüsü olan duyumsama aklı yüreği bu hikayelere tanık oldu “alkışladı” gönlünde yaşattı.

Ancak gel gör ki, bir arada yaşamayı besleyen dayanışma içgüdüsü bu bilinçten öte gidemedi o kayıp giden emek ve hayat sınavlarına en özel “cephane” toplumsal bilinç olarak taşınabildi mi?

O kısıtlı günlerde dahi önüne geçilemeyen eğlence ve kumar masaları ve maskesiz ve umarsız yüzler mesafe kurallarını hiçe sayan aymazlıklar ve akıp giden ve sönen hayatlar..

Hınca hınç dolu “övünülesi” miting salonları bir yandan aylarca kapanan lokantalar, berberler, kafeler, düğün salonları diğer yandan...

Gel de çık işin içinden bu paradoksal “akıl oyunlarının”...

Ekonomik çöküş ve onun yarattığı travmalar kadın ve çocuklara kıyan ve intiharlarla sonlanan hayatlar ve onanmaz aile dramları.

Bu bir yılın ardından yazılan hikayeler çok anlamlıydı güzel yazılmalıydı Kazanımı toplumun tüm kesimleriyle ortak bilinçle ve duygudaşlık temalarıyla bir anlamıyla inşa edilmeliydi.

Gelin bu öykünün birinci yılını tanık olduğum gündelik bir yaşanmışlıkla sonlandıralım:

Bir hastanenin yoğun bir pandemi mesaisi, yorgun yüzlerle soluklanan sağlık ordusunun bir emekçisi, telefonunda küçük çocuğunun görüntüsüyle hasret gideriyor;

-Anne seni çok özledim, diyen yavrusuna

-Geleceğim anneciğim az kaldı diyor biraz daha işim var diyor

Maskesini nefes almak üzere indirdiğinde bir damla göz yaşı ve yüzünde o maskenin kıpkırmızı izleri..

 

Daha da yazılacaktan gayrı...

Sağlık içinde olun dostlar.



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat