Ecz. Ahmet Nezihi PEKCAN

Ağaçlar ve Gölgeler

08-09-2014


  "Bugün bir ağacın gölgesinde serinliyorsak birileri daha önce o ağacı diktiği içindir."

         

"Merhaba nasılsın? Beni hatırlayabildin mi?" diye sordum yıllar sonra face de  rastladığım sınıf arkadaşıma. Tabi ki hatırlayamadı. Aslında hatırlaması benim için de sürpriz olurdu. 1980 yıllarının koşullarında öğrencilik yaptıysanız çok iyi bilirsiniz, o yıllar ülkemizin üzerine karanlık bulutların çöktüğü ideolojik kavgalar neticesinde birlerce gencin yok olduğu yıllar. İnsanların ideolojilere teslim olduğu yıllar. Dünyada iki süper güç olan Amerika ve Rusya’nın ülkemiz üzerinde oynadıkları satranç oyununda piyon olan o dönemin gençleri bizler insanların ideolojilere değil, ideolojilerin insanlara hizmet için var olması gerektiğini anlayamamıştık. O günlerde gençler yetiştiği kültürel ekonomik ve bölgesel iklime göre sınıflandırılıyor ve kendilerine verilen  ideolojik rolleri oynamak durumunda bırakılıyordu. Kardeş kavgası o kadar büyüktü ki aynı evde yaşayan iki kardeşten birisi sağcı diğeri solcu diye ayrıştırılıyor ve bu ayrım haklı ve normal karşılanabiliyordu. Ülkede hava puslu ve ağırdı. Öyle ki sabah sağ görüşlülerin devam ettiği  bir kahvehanede kullanılan silahın öğleden sonra sol görüşlü gençlerin kahvehanesinin taranmasında kullanıldığını yıllar sonra büyük bir şaşkınlık ve kızgınlıkla öğrenecektik. O dönemin kuşağı sağdan olsun soldan olsun yurtsever idealist ve bu ülke için bir şeyler yapabilmenin sorumluluğu içerisindeydiler. Elbette içlerinde kardeş kavgasını körüklemekle görevlendirilen karanlık provakatörler vardı. O sisli günlerde ne yazık ki bu ayrıntıları görmek pek mümkün değildi. Düşünemiyorduk ki herkes aynı fikirde olsa orada insanın varlığından söz etmek mümkün olabilir miydi? Düşünce zenginliğinin bir ülkenin ilerlemesinde en büyük etken olduğunu göremeyecek kadar kördü gözler ve farklı düşüncede olan insanların yok edilmesi konusunda çoktan düğmeye basılmıştı. Cinayetler suikastlar ölümler adeta sıradan işlerdi. Ülkemin sağcı ve solcu fidanları bir bir toprağa düşüyordu. Hiçbirinde ayrım gözetmedi ölüm; sağcı yada solcu olduklarını bile sormadı. Korku topluma hakim olmuştu. İşte bu atmosferde aynı sınıfta eğitim gören insanların birbirine olan mesafesi yadırganmamalıydı. Şimdi fakülte yıllarında çekilen soluk fotoğraflara bakıyorum da… Bu ayrışma en net bu fotoğraf karelerinde görülmekte. Sınıfın bütününün yer aldığı bir tek fotoğrafa rastlamak mümkün değil. Birbirimizi anlamak yerine ne yazık ki sağcı, solcu, komünist ve faşist gibi tanımlamalarla birbirimizi ötekileştirerek farkında olmadan emperyal güçlerin kardeş kavgası projesine katkıda bulunmuştuk…

Evet, o dönem için anlatacak çok şey var… Yitip giden umutlar, kaybedilen hayatlar bir dönemin gençliğinin yok oluşu gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçmekte…

Bu nedenledir ki face de rastladığım sınıf arkadaşıma kendimi tanıtmakta bir hayli zorluk çektim. Tüm sınıfın hep birlikte çektirdiği bir resim yoktu ki, işte bak şu gördüğün benim diyebileyim. Konuşma ilerledikçe bir süre önce eczanesini kapattığını öğrendim. Ama bu kapanışın normal bir kapanış olmadığını mesleğe ve meslektaşlara olan kırgınlıktan dolayı olduğunu hissettim. Yıllarca meslek örgütünün içinde yaptığı çalışmaları verdiği katkıları anlattıkça, böyle bir meslektaşımızı nasıl kaybettiğimize içten içe hayıflandım. Hepimiz için bir kayıptı böyle çalışkan, üretici ve entelektüel bir eczacının  meslekten uzaklaşması. Bağlı bulunduğu meslek odasında yaptığı fedakarca çalışmaları burada anlatmak istemiyorum. Sadece ağustos depreminde tır eczane projesinin yaratıcısı olduğunu  söylesem sanırım birileri hatırlayacaktır. Biliyorum bu satırları okurken bana kızıyordur. Çünkü yazmamam kaydı ile anlatmıştı bunları. Dayanamadım  yazdım. Beni affedeceğini umarım. Zira bu meslek için hiçbir karşılık beklemeden bir şeyler yapmaya çalışan insanların sayısı o kadar azaldı ki... O da karşılık beklemedi. Yaptığı şovlarla bir yerlere gelmeye çalışan panayır kurnazlarından  olmayı asla düşünmedi… Kim bilir belki de sadece emeğe saygıydı beklediği… Olmadı yada böyle hissetti.

Bu meslek inanıyorum ki günün birinde bu kadar şovmenin arasında seni farklı bir yere taşıyacaktır…

 


Yazarın diğer yazıları

Yazıların tüm hakki Eczacının Sesi e-gazeteye aittir. Imzali yazilar, yazarlarinin görüs ve sorumlulugu altindadir. Eczacinin Sesi e-gazetenin adi kaynak gösterilmeksizin alinti yapilamaz.

Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim