Dr. Ecz. Dyt. Neda TANER

ALKOL, ÇİKOLATA VE KAHVE; YASAK SEVİNÇLER MİDİR?

Bu yazımızda alkol, çikolata ve kahveyi sağlığımız yönünden değerlendireceğiz;
ALKOL                                            
  • Kişiler genellikle sıkıntı ve sorunlarla baş etmede zorlandıklarında alkol kullanmakla beraber alışkanlıklara bağlı keyif amaçlı da alkol kullanırlar. Böylece alkol alımı istismarı ve alkole kronik bağlılık (Alkol bağımlılığı) gelişir.
  • Alkollü içeceklerde bulunan alkol etil alkoldür (etanol). Bira mayalarının şeker içeren maddelere enzimatik etkisiyle fermantasyon sonucu veya distilasyon yöntemi ile Etil Alkol elde edilir. Etil alkolün içki olarak kullanımı önemli adli tıp sorunları oluşturur.
  • Fermantasyon yolu ile elde edilen bira hacimce %4-8, şarap %9-14, distilasyon yöntemi ile elde edilen rakı, votka, cin, rom, brandy, viski gibi içecekler ise %35-45 oranında alkol içerirler. Kalori değeri yüksektir, 1 gr alkol 7 kalori içerir. Alınan alkol mide-barsak sistemindeki (ağız, özefagus, mide, ince bağırsak) mukoza epitellerinden kolayca emilir. %90'ı ince bağırsakların üst kısmından emilir, bu bölge aynı zamanda B vitaminlerinin de emilim bölgesidir. Etanol suda kolay çözünebildiği için hızla kan dolaşımına katılarak tüm dokulara yayılır.

  • Kan alkol seviyesi; kişisel faktörlere, alınan alkolün miktar ve içim hızına, alkolün emilim ve karaciğerdeki yıkım hızına bağlı olarak farklılıklar gösterir. Kana geçen alkol, doku ve organlara, içerdikleri su ve kan oranında dağılır.
  • Etil alkolün %90'ı karaciğerde, alkol dehidrogenaz enzimi aracılığı ile, önce asetaldehit ve asetik asit'e daha sonra da karbondioksit ve su aşamasına kadar yıkılır. Geri kalan alkolün %5-8 kadarı solunum yoluyla, ter yoluyla ve idrar yolu ile değişime uğramadan, ihmal edilebilecek bir miktar ise ter ve feçes ile atılır.
  • Uzun süre alkol kullanan kişilerde enzim sistemlerindeki yoğunluk ve duyarlılık artışı nedeniyle metabolizma daha hızlıdır. Alkolün metabolizması sırasında kofaktör olarak kullanılan NAD/NADH oranındaki değişiklikler bedende fizyolojik düzeneklerin işleyişini bozar. Sitrik asit (Krebs) döngüsü baskılanarak karaciğerde yağ asitleri oksidasyonu azalır, hiperlipidemi gelişir. Karaciğer yağlanmasının ana düzeneği budur.
  • Uzun süre alkol kullanımı sonucunda istenen, hoşa giden etkiyi elde edebilmek için daha fazla miktarlarda alkol alınır. Bu durum direnç artımı olarak tanımlanır. Bu nedenle alkole karşı direnç artımı geliştirmiş bir kişi; benzodiazepinler, barbitüratlar, genel anestezikler, halüsinojenlere karşı da dirençlidir.

Depresyon yaşanırken mi alkol tüketilir, yoksa alkol tüketildiği için mi depresyona girilir?

  • İki durumun birbirinin tetikleyicisi olduğu ve bir kısır döngü halinde iç içe oldukları söylenebilir. Depresyona giren kişiler sıkıntılarını ve şiddetli negatif duygularını rahatlatmak için yoğun alkol kullanımına başvurabilir.
  • Yeni Zelanda’da yapılan geniş çaplı bir araştırmada, yoğun alkol kullanımının depresyonu şiddetle tetiklediği ortaya çıkmıştır.
  • Araştırmaların büyük çoğunluğunun ortak görüşü kardiyovasküler sistem üzerine hafif-orta derecede alkol tüketiminin faydalı olduğu, fazla tüketiminin ise sağlığı olumsuz etkilediği yönündedir. Gözlemsel ve metabolik çalışmalarda kardiyovasküler yararın günde 1-2 kadeh hafif alkollü içecekle görüldüğü belirtilmiştir. 

 

Sonuçta alkol kullanımı koroner arter hastalığına faydalar yanında başka riskleri de beraberinde getirebilir. Hala açıklığa kavuşmamış kompleks etki mekanizmalarının tam olarak anlaşılmasıyla alkol tüketiminin bireyselleştirilerek şekillendirilmesi daha doğru olacaktır.

 

  • Her ne kadar şarabın antioksidan ve antitrombositer etkileriyle ilgili birçok in vitro ve in vivo çalışma, bira ve diğer alkollü içeceklerden daha fazla yararlı olduğunu bildirse de tatmin edici ek faydalar tespit edilememiştir.                                     

 

  • Alkol ve kan basıncı arasındaki ilişki birçok çalışma araştırılmıştır. Yoğun alkol alımı (>4 kadeh/gün) hipertansiyon ile ilişkili bulunmakla beraber, orta derecede (30g/gün) kullanımda kesin bir doz yanıtı saptanamamıştır. Genel olarak orta derecede alkol kullanımının kan basıncı üzerine olan etkisi minördür. Orta derecenin üzerinde alkol tüketimi hipertansiyon açısından açık bir risk oluşturmaktadır. Bu açıdan hipertansif hastalar alkolden kaçınmalıdır.
  • Sigara kardiyovasküler olaylardaki riski kesin olarak en fazla arttıran ve değiştirebilen bir faktördür. Sigara ile alınan alkol miktarı arasında pozitif birliktelik iyi bilinmektedir. O nedenle düzenli alkol alımının koruyucu etkileri, artmış sigara içimi riskinin eklenmesiyle en aza iner.
  • Uzun dönem ağır alkol (>60mg/gün) tüketenlerde, tüm inme tiplerinde özellikle de intraserebral ve subaraknoid kanamalarda artış görülür. Genetik bir epidemiyoloji çalışmasının sonuçlarına göre; orta düzeyde alkol alımının felce karşı koruyucu etkisi olduğu görülmüştür ancak orta derecede alkol tüketiminde çalışmalar çelişkilidir.
  • Epidemiyolojik çalışmalar, postmenopozal kadınlarda, KAH (Koroner Arter Hastalığı) riski açısından alkol kullanımının koruyucu etkisi olduğunu desteklemektedir. Orta derecede alkol kullanımının östrojen seviyelerini arttırarak bu etkiyi gösterdiği bildirilmiştir. KAH riski üzerine alkolün faydalı etkileri kadınlarda erkeklere göre daha düşük seviyelerde alkol tüketimi ile oluşur (1 kadeh/gün).
  • Yüksek riskli grupta, orta derecede alkol kullanımının desteklenmesi konusundaki klinik öneriler çok tedbirli olmalıdır.

 

Orta düzeyde alkol tüketimi; hipokampal atrofi, korpus kallozum yapısındaki farklılıklar ve sözcük akıcılığında hızlı düşüş gibi olumsuz beyin sonuçlarıyla ilişkilendirilmiştir.

Yüksek miktarda alkol tüketimi, beyin hacmindeki azalma ve beyin hasarının MR belirtileri nedeniyle bunama ile ilişkilendirilmiştir.

Alkol tüketimi gençlerde ve genç erişkinlerde hiçbir zaman koruyucu bir metod olarak önerilmemelidir. Bu yaş grubunda otomobil kazaları, travma ve intihar girişimleri ölüm nedenlerinden olup, alkol kullanımı bunların sıklığını arttırabilir.

 

ÇİKOLATA

  • Çikolatanın ana maddesi kakaodur. Bitter çikolata ise az şeker, kakao yağı ve kakaodan oluşur. Kakaonun miktarı artıkça çikolata sertleşir ve acılaşır. Fakat kakaonun içerisinde bulunan antioksidan öğeler de artan kakao miktarıyla fazlalaşır. Kakao kırmızı şaraba oranla 2, yeşil çaya oranla 3 kat daha fazla antioksidan madde içermektedir. Antioksidanlar vücuttan kimyasal olaylar sonucu ortaya çıkan ve hücreleri yıkıma uğratan serbest radikallerin zararlı etkilerini azaltmakla görevlidir.
  • Bitter çikolatanın içinde yoğun olarak bulunan kakao, kakaonun içerdiği fenolik bileşikler, bağışıklık sistemimizi ve vücut direncimizi arttırıcı maddeleri içerir.
  • Kakao, kurutulma ve kavrulma şekline bağlı olarak koruyucu etkisi olan epikateşini kaybedebilir. Bu yüzden uygulanan yöntemler önemlidir.
  • Bitter çikolatadaki “flavonoid” adı verilen antioksidan öğeler serbest radikalleri devre dışı bırakarak kalp sağlığını korur. Serbest radikaller tıkalı damara yol açan kandaki kötü kolesterolü arttıran “flavonoller” arter duvarını genişleterek kanın damar içinde daha kolay akışını sağlayan nitrik oksit üretimini attırırlar. Nitrik oksit kan basıncını azaltarak tansiyonun düzelmesine yardımcı olur. Bitter çikolatanın; kan basıncı, insülin direnci ve trombosit fonksiyonu üzerine olumlu etkileri vardır. Acı olan bitter çikolatanın kardiyovasküler sistemi koruyucu etkisi görülmüştür.
  • Damarlarımız, iç yüzeylerini döşeyen, damarın gevşemesi, damar içinde gezinen ve taşınan maddelerin damara yapışarak tıkanıklık oluşturmaması için çok kritik bir öneme sahip olan ince bir hücre tabakasına sahiptir. Bu hücrelere endotel adı verilir. Bitter, yani sütlü olmayan çikolatanın, sağlıklı hatta sigara içen kişilerde endotel fonksiyonunu iyileştirdiği görülmüştür. Endotelyal koruma, damar hareketini değerlendirmek için soğuk pres testi kullanılarak koroner arterlerde doğrulanmıştır.
  • Bitter çikolata; kadınların psikolojileri üzerinde olumlu etki yaratan endorfin hormonunun salgılanmasına yardımcı olur. Bu hormon mutluluk hormonu olarak da bilinir. Salgılandığında kişi kendini mutlu hisseder.
  • Bitter çikolata vücutta antidepresan etkisi yaratan serotonin miktarını arttırır. Stres hormonlarının düşmesine yardımcı olan potasyum içeriği de yüksektir. Bilişsel performansı etkileyen doğal bir uyarıcıdır. Kahvede olan kafeinden daha hafif olan teobrabin içerir.
  • Çikolata beyin fonksiyonlarını iyileştirebilir. Dezavantajı ise özellikle sütlü çikolatanın yağ ve şeker içermesi ve dolayısıyla vücut ağırlığını artırabilecek kaloriler içermesidir. Çikolata alırken, bitter çikolatanın kakao oranının %75 ve üzeri olmasına dikkat edilmelidir.
  • Kakao yağı sağlıksız doymuş yağlar arasındadır. Bitter çikolatanın, sütlü çikolatadan daha az şeker içermesi, şeker içerdiği gerçeğini değiştirmiyor. Tüketilirken dikkat edilmesi gereken bir üründür.
 KAHVE    
                              

  • Kahve dünyada en çok tüketilen içecekler arasında yer almaktadır. Sağlık üzerine etkilerini özellikle kahve bileşikleri olan kafein (güçlü bir merkezi sinir sistemi uyarıcısı ve bronkodilatatör), diterpen alkoller (serum kolestrolü uyarıcısı) ve klorojenik asit aracılığı ile gerçekleştirmektedir.
  • Geçmişte yapılan epidemiyolojik çalışmalarda kahve ve kafein tüketiminin potansiyel olarak sağlığı olumsuz yönde etkilediği düşünülse de, son zamanlarda yapılan araştırma sonuçlarında kahve tüketiminin bazı kronik hastalıkların riskini azaltmada etkin olabileceği görüşü bulunmaktadır.
  • Kahve çekirdekleri içerisinde doğal olarak bulunan bir alkaloid olan kafein (1, 3, 7-trimetilksantin) kahve bileşikleri içerisinde en çok araştırılan maddedir. Kafeinin yarı ömrü yaklaşık olarak 4-6 saattir. Kafeinin neredeyse tamamı hızlı bir şekilde mide ve ince bağırsaktan emilerek beyin de dâhil olmak üzere vücuttaki tüm dokulara dağıtılıp, ilk olarak karaciğerde metabolize olmaktadır.
  • Kahvede bulunan kafein miktarı; kahvenin türüne, kavrulma derecesine, pişirme yöntemine göre farklılık gösterebilmektedir.
  • Kahve tüketimi ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişki tam olarak aydınlatılamamıştır. Kahvede bulunan bileşiklerin kalp hastalıkları gelişim riski üzerine olumlu veya olumsuz etkisi olacak mekanizmalara sahip olduğu düşünülmektedir.
  • Yapılan meta analiz çalışmaların sonuçlarında günlük 5 fincan veya daha fazla kahve tüketenlerin koroner kalp hastalıkları riskinde artış olabileceği öngörülmektedir. Yukarıda belirtilenlerin aksine, prospektif kohort tipi çalışmaların sonuçlarında günlük kahve tüketimi ılımlı düzeyde (2-3 fincan) tutulduğunda koroner kalp hastalıkları riski oluşturmadığı söylenebilir.
  • Yapılan çalışmalar sınırlı olsa da kahve tüketimiyle kardiyak aritmi riski arasında ilişki gösteren klinik bir veri olmadığı ve orta düzeyde kahve tüketiminin (günlük 3-4 fincan) kardiyak aritmi riskini arttırmayacağı söylenebilir. Hipertansiyon ve aritmi riski oluşturmayacak düzeyde kahve veya kafein alımıyla ilgili bazı öneriler bulunsa da bu konuda spesifik bir öneri bulunmamaktadır.
  • Kahve tüketiminin kan basıncı üzerinde akut ve kronik etkileri bireysel farklılık göstermekle birlikte, genetik yatkınlığı olmayan ve sigara kullanmayan kişilerde kahve tüketiminin yüksek kan basıncı riski oluşturmayacağı yönündedir.
  • Kahvenin kanserde koruyucu etkisi antioksidan özellikleri başta olmak üzere, DNA hasarı onarımında rol alması, immün süreci modüle etmesi ve inflamasyonu azaltması gibi mekanizmalar ile ifade edilmektedir. Kahvenin kansere karşı koruyucu olduğunu öne süren çalışmalar olsa da kanser ile ilişkili herhangi bir etkisinin olmadığını savunan çalışmalar da mevcuttur.
  • Kahve tüketimiyle kemik metabolizması, kemik yoğunluğu ve kemik kırıkları arasındaki ilişki yıllardır tartışma konusudur. Kahve tüketimi ve osteoporoz arasındaki ilişki hala net olarak açıklanamamasına rağmen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kırıklar için tahmini risk faktörleri listesinde kahveye yer vermeyerek kahveyi risk faktörü olarak değerlendirmemektedir.
  • Kahve tüketimi kardiyovasküler hastalık gelişim risk faktörü olarak bilinen depresyon riskini azaltabilmektedir. 50.739 kadın üzerinde yapılan bir çalışmada günlük ≥4 fincan kahve tüketenlerin depresyon riskinde önemli bir azalma saptanmıştır. Kafeinsiz kahve tüketen bireylerde herhangi bir değişiklik olmamasından dolayı bu etkinin kahvenin kafein içeriğinden kaynaklandığı düşünülmektedir.
  • Bunların yanı sıra, kafein içeriği yüksek kahve tüketimi sonrası çarpıntı, anksiyete ve uyku problemleri görülebilmektedir. Yüksek kafein seviyeleri (>750 mg/gün) idrar çıkışını, kemik sağlığı üzerine olumsuz etki sağlayarak idrar kalsiyum ve magnezyum atışını arttırabilmektedir.
  • Düzenli kahve tüketen bireylerde böbrekler adaptasyonu sağladığı için diüretik etkisi daha az görülmektedir. Kahve tüketim miktarına, özelliğine ve bireysel farklılıklara bağlı olarak sağlık üzerine olumlu ve olumsuz etkileri bulunmaktadır.

 

En çok tüketilen içecekler arasında yer alan kahvenin hastalıklar üzerinde olumlu ya da olumsuz etki oluşturması hala tartışma konusudur. Tüketilen kahvenin türü, pişirme yöntemi ve tüketim miktarına bağlı olarak etkilerinin değişebileceği belirtilmektedir.

Büyük olasılıkla, orta derecede kahve içmek, kalp yetmezliğindeki yoğun sempatik aktivasyonu hafifletir ve bu nedenle bir miktar koruma sağlar.

 

Alkol, Çikolata ve Kahve; Yasak Sevinçler Midir?

  • Şarap gerçekten bir zevktir, ancak ölçülü tüketildiğinde en iyi ihtimalle nötrdür.
  • Çikolata CV sistemimiz için bir zevktir ancak koyu, acı formda tüketilirse.
  • Ve Kahve?

O bizi uyandırır, eğer düzenli olarak içerseniz ve bu doz günde 4 bardak ise, koruyucu bile olabilir.

Dr. Ecz. Dyt. Neda TANER
neda.taner@gmail.com

Kaynaklar
  1. Blanco-Colio LM, Valderrama M, Alvarez-Sala LA, et al: Red wine intake prevents nuclear factor-kB activation in peripheral blood mononuclear cells of healthy volunteers during postprandial lipemia. Circulation 2000; 102:1020-26.
  2. Camargo CA Jr: Moderate alcohol consumption and stroke: the epidemiologic evidence. Stroke 1989; 29:1611-26.
  3. Cano-Marquina A, Tarin JJ, Cano A. The impact of coffee on health. Maturitas 2013; 75(1): 7-21.
  4. Dr Rob Hicks Health Risks of Alcohol: 12 Health Problems WebMD Medical Reference 2016.
  5. Freedman ND, Park Y, Abnet CC, Hollenbeck AR, Sinha R. Association of coffee drinking with total and cause-specific mortality. N Engl J Med 2012;366:1891–1904.
  6. James PA, Oparil S, Carter BL, Cushman WC, Dennison- Himmelfarb C, Handler J, et al. 2014 evidence-based guideline for the management of high blood pressure in adults: report from the panel members appointed to the Eighth Joint National Committee (JNC 8). Jama 2014; 311(5): 507-20.
  7. Lucas M, Mirzaei F, Pan A, Okereke OI, Willett WC, O’Reilly EJ, et al. Coffee, caffeine, and risk of depression among women. Arch Intern Med 2011; 171(17): 1571-8.
  8. Millwood IY, Walters RG, Mei XW, Guo Y, Yang L, Bian Z, Bennett DA, Chen Y, Dong C, Hu R, Zhou G, Yu B, Jia W, Parish S, Clarke R, Davey Smith G, Collins R, Holmes MV, Li L, Peto R, Chen Z. Conventional and genetic evidence on alcohol and vascular disease aetiology: a prospective study of 500000 men and women in China. Lancet 2019;393:1831–1842.
  9. Morze J, Schwedhelm C, Bencic A, Hoffmann G, Boeing H, Przybylowicz K, Schwingshackl L. Chocolate and risk of chronic disease: a systematic review and dose-response meta-analysis. Eur J Nutr 2020;59:389–397.
  10. Mukamal KJ, Maclure M, Muller JE, et al: Prior alcohol consumption and mortality following acute myocardial infarction. JAMA 2001; 285:1965-70.
  11. O’Keefe JH, Bhatti SK, Patil HR, DiNicolantonio JJ, Lucan SC, Lavie CJ. Effects of habitual coffee consumption on cardiometabolic disease, cardiovascular health, and all- cause mortality. J Am Coll Cardiol 2013; 62(12): 1043-51.
  12. Topiwala A, Allan CL, Valkanova V, Zsoldos E, Filippini N, Sexton C, Mahmood A, Fooks P, Singh-Manoux A, Mackay CE, Kivima ̈ki M, Ebmeier KP. Moderate alcohol consumption as risk factor for adverse brain outcomes and cognitive decline: longitudinal cohort study. Bmj 2017;357:j2353.

 

 


 

 

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat