Oruç ve Hastalıklar

Son güncelleme: 12-05-2019

Ecz.Dyt. Neda TANER

Oruç tutarken kandaki insülin seviyesi diğer zamanlara nazaran daha düşük seviyelerdedir. Aslında vücut kendi enerji depolarından yani; karaciğerde ve kaslarda depolanan glikojen ve aynı anda yağ dokularındaki yağları kullanarak enerji ihtiyacını karşılar ve bu yüzden insülin seviyesi düşük seyreder. İnsülin seviyesinin düşük olması iki şeyin ihtimalini düşürür; birincisi obezite başlangıcı ikincisi ise hücrelerde insüline rezistans gelişmesidir ki bu da zaten diyabetin başlangıç noktasıdır. Oruç sindirim sistemini dinlendirirken aynı zamanda metabolizmayı da düzenler, depresyon, stress, hipertansiyon, migren, kilo alma, uykusuzluk ve bazen de diyabet gibi hastalıkların gelişme ihtimalini azaltır. Fakat bazı hasta gruplarında sağlığa zarar verebilmektedir. Bu yüzden oruç tutmadan evvel hastanın doktoruna danışması önerilir.

Oruç ve Diyabet

Diyabetin alt tipleri ve şiddetine göre oruç konusunda çeşitli öneriler mevcuttur. Tip 2 diyabetli hastada beden kitle indeksi eğer 28 kg/m2 nin üzerinde ise ve günde 2 defa düzenli ilaç kullanımı ile kan glukozu kontrol altına alınabiliyorsa oruç tutmak hasta için son derece olumlu sonuçlar doğurur. Aşağıda belirtilen durumlarda ise doktorlar oruç tutulmasını tavsiye etmezler;

-Kan glukoz değerinin kontrol altına alınamadığı hastalar,

-Kan glukozu yüksek olup da hala bir ilaç tedavisi başlanmamış diyabet hastaları,

-Tip 1 diyabet hastaları,

-Enfeksiyonu olan diyabet hastaları,

-Hipertansiyonu kontrol altına alınmamış ve anjinası için tedavi görmeyen diyabet hastaları,

-Ketoasidoz geçmişi olan diyabet hastaları,

-Gebelik veya laktasyon dönemindeki diyabet hastaları,

-Geriatrik diyabet hastaları,

-Günde 2 defa ya da daha fazla hiperglisemi ya da hipoglisemi atağı geçiren diyabet hastaları.

 

Ramazan Ayında Diyabet Hastaları İçin Öneriler

-Gün içinde kan glukozu ve idrardaki keton cisimciklerinin takibi yapılmalıdır,

-Sahur yapamayan diyabet hastaları hipoglisemi gelişme riski ile karşı karşıya kaldığı için oruç tutmamalıdır,

-Kalp, böbrek ve göz üzerine kronik komplikasyonların başlamış olduğu diyabet hastaları oruç tutmamalıdır,

-İftar sonrası kan glukozu seviyesi 250 mg/dl üzerinde ise bir sonraki iftrada ihtiyacı olan kalori miktarı %20 düşürülmeli, eğer sahurda 200 mg/dl üzerinde ise bir sonraki sahurda kalori miktari %20 düşürülmeli, eğer kan şekeri 350 mg/dl üzerinde ise hasta kesinlikle oruç tutmamalıdır,

-Gün içinde kan glukozunun yükseldiğini ya da düştüğünü hisseden hasta hemen orucunu bozmalıdır,

-Ramazan ayı bittikten sonra; ilaç tipi, dozu ve hastanın uyguladığı diyet şekli, Ramazan ayından önceki düzenine döndürülmelidir,

-Her gün düzenli olarak kilo takibi yapılmalı ve vücut ağırlığında aniden 2 kg’dan fazla azalma ya da artma varsa hasta hemen doktoru ile görüşmelidir.

Oruç ve Ruh Sağlığı

Depresyonlu veya hafif ruhsal bozuklukları olan hastalarda oruç tutmak hem dini bir yükümlülüğü yerine getirme hem de bir davranış değişikliği olması açısından ruhsal durumu destekler. Oruç aynı zamanda irade ve karar verme gücünü artırarak hastalığı yönetme yeteneğini de artırır. Bu hastalarda önemli olan husus ise diyetlerinin düzenlenmesinin yanı sıra ilaç kullanımının da iftar ve sahur saatlerine göre planlanmasıdır. Psikoz gibi psikolojik bozukluğun çok ilerlemiş olduğu hastalarda ise oruç tutulması sakıncalıdır.

Oruç ve Böbrek Hastalıkları

Ramazan ayında insanlar sıklıkla dehidratasyona uğrarlar ve atık ürünler açısından daha konsantre idrar çıkışı gerçekleşir, bu nedenle böbrek taşı oluşumunun önüne geçmek için iftarda ve sahurda sıvı tüketiminin artırılması gerekir. Diyalize giren hastalar ise kesinlikle oruç tutmamalıdır.

Oruç ve Kalp Hastalıkları

Doktorlar Ramazan ayında hastaların; çay, kahve, sigara tüketimini azaltması, saldırganlık, agresif davranışlar, stres ve heyecandan kaçınmaları nedeniyle kalp krizi geçirme riskinin azaldığına dikkat çekmektedir. İnsanların davranış değişikliğinin ve beslenme kontrolünün kalp sağlığını korumada iki önemli faktör olduğu belirtilmektedir. Hipertansiyon hastalarının gün içinde kan basıncı ölçümlerinde dalgalanmalar görülürse oruç tutması önerilmez, aksi halde tutmalarında sakınca yoktur. Ramazan ayının başlangıcından 20 gün sonra kalp krizinin ana nedeni olan homosistein miktarı kanda büyük ölçüde azalır. Öte yandan HDL (iyi kolesterol) seviyesi de artar ve kan konsantrasyonları normaldir. Azalan trigliserid seviyeleri ve LDL (kötü kolesterol) aç kalmanın diğer yararlı etkileridir.

Gebeler ve Emziren Annelerde Oruç

Gebeliğin ilk 3 ayında, özellikle de fetal beyin hücrelerinin oluşumunun gerçekleştiği ilk 8 haftada oruç tutulması risklidir. İkinci trimesterde ise kan ve idrar testleri normalse ve günlük aktivitesi az ise oruç tutabilir. Üçüncü trimesterde annenin gıdaya olan ihtiyacı artar, diyetisyen kontrolünde son 3 ayın bazı günlerinde oruç tutulmasına müsaade edilebilir. Emzirmenin 2. ayından sonra, eğer sütte azalma yoksa ve anne kendini halsiz hissetmiyorsa oruç tutabilir.

Oruç ve Epilepsi

Epilepsi hastaları ilaç kullanmak zorunda olan hasta grubudur ve gün içinde aç kalmaları kanda kalsiyum ve glukoz düşüklüğüne sebep olur dolayısıyla nöbet riski ile karşı karşıya kalırlar bu nedenle oruç tutmaktan kaçınmalıdırlar.

Oruç ve Gut Hastalığı

Yemek yememek, uzun süreli açlık, oruç tutmak ve düşük karbonhidratlı diyetler, ketoz nedeniyle gut ataklarını tetikleyebilir. Bu hastalık bazen cerrahi girişim gerektirebilir. Genellikle hastalığın alevlenmesini engellemek için oruç tutulmaması daha iyidir.

Oruç ve Migren

Baş ağrısının birçok nedeni olabilir. Ancak açlıkla ilişkili baş ağrılarının altında yatan nedenler genellikle hipoglisemi, vücut su kaybı, yetersiz uyku ve nikotin, kafein gibi bağımlılığa neden olan maddelerin tüketiminin kesilmesidir. Ramazan ayında migren baş ağrıları da yoğunlaşır çünkü düşük kan şekeri ve dehidratasyon gibi durumlar serbest yağ asitlerinin artmasına neden olur ve migren hastalarında katekolamin salınımını doğrudan etkiler. Ancak doktorun önerisi ve ilaç düzenlemesi doğrultusunda migren hastaları oruç tutabilirler. Yeterince su ve sıvı alımı, sahurda sebze tüketimi, güneşe maruziyetten kaçınılması ve gerekirse şapka, güneş gözlüğü kullanımı, fiziksel aktiviteden kaçınmak, sigarayı bırakmak ya da tüketimini azaltmak, kahve ve siyah çay tüketimini en aza indirmek baş ağrısı insidansını azaltan önlemlerdir. Sahurda tok karnına bir adet analjezik ilaç alımının da migren tipi baş ağrısını önleyebileceği düşünülmektedir.

 

neda.taner@gmail.com


Ecz.Dyt. Neda TANER


Son eklenen haberler

Yazı ve fotoğrafların tüm hakkı Eczacının Sesi e-gazeteye aittir. İmzalı yazılar, yazarlarının görüş ve sorumluluğu altındadır. Eczacının Sesi e-gazetenin adı kaynak gösterilmeksizin alıntı yapılamaz.



Ana Sayfanız Yapın | Ana Sayfa

Haberler | Yazarlar | Özgür Köşe | Alkol Hesap | İlaç Rehberi | Reklam | Üye Girişi |
Kamu Kurum | Yasal-Mali | Dosya | Kültür-Sanat | Çepeçevre | Söyleşi | Üye Girişi | İlanlar | Duyurular | Dünyada Eczacılık | Arama
TEB | Eczacı Odaları | TEİS | Eczacı Kooperatifleri | Sağlık Bakanlığı | TİTCK | SGK | Reçete Giriş | Gazeteler | TV'ler | İletişim

Yazı ve fotoğrafların tüm hakkı Eczacının Sesi e-gazeteye aittir. İmzalı yazılar, yazarlarının görüş ve sorumluluğu altındadır. Eczacının Sesi e-gazetenin adı kaynak gösterilmeksizin alıntı yapılamaz.