Herkes 2150 yılına, 2170 yılına gidip geliyor ya; parasıyla değil mi arkadaş? Ben de bir gidip geleyim, eczacılığın gelecekteki halini bir inceleyeyim dedim.

        Size 2150 yılındaki eczacılıkla ilgili bilgileri aktarmayı amaçlıyordum ama ücreti ödemek için Akbil basmaya kalkınca muavin beni hemen kalkışta, 2021 yılında karga tulumba zaman gemisinden indirince bu hayalim suya düştü.

        Gerçi muavine “Ama eczanemizde sikortalılara Akbil bile basmadan bizinıs hizmet veriyoruz, yakışıyor mu bu size?” diye çıkıştım fakat öğrenci akbili basmaya kalktığımdan olsa gerek, cümlemi bitirmeme bile izin vermedi.

        Oysa ne hayallerim vardı; moka kapuççino içecek, fermuarlı bez çanta alacak, bizinısa geçmek için fark istediklerinde “ama ben lapırlıyım” diyecektim lakin olmadı.

        Neyse...

        Gömlek olmadı, pantolon verelim hesabı 2150 olmadı, bari gittiğim 2021 yılında eczacılık ne âlemde, gördüklerimi paylaşayım sizinle...

        2021 yılına gidince önce kendi eczaneme gidip bir bakayım dedim ama ya gelecekteki benle karşılaşır ve zaman girdabında takılıp kalırsam diye korkuma diğer eczaneleri dolaşayım dedim. Tam bu düşüncelerle yürürken bir eczanenin önünde büyük bir hareketlilik görünce hemen oraya doğru yöneldim. Eczanenin önünde özel giyimli, baştan aşağı teçhizatlı polislerin mevzilenip silahlarını eczaneye doğrulttuklarını görünce içimden “Demek zanaksçılar artık güpegündüz eczanelere saldırmaya başlamış” diye geçirdim.

        Ama yanılmışım...

        Eczanenin etrafını saran polislerin şefi elindeki megafonla “Eczacı Bey, sakın yanlış bir hareket yapma! Yavaşça elindeki ilacı bankoya bırak ve ellerini başının üstünde birleştirip teslim ol” çağrısı yaptıktan sonra gerçeği çevredekilerin de yardımıyla öğrendim. Meğer o eczacı bir hastaya reçetesiz olarak köraspirin verirken hakkında ihbarda bulunulmuş, siyah beyaz reçete sistemindeki kayıtlarında da 2012 yılındaki stokları tutmadığı için soruşturma altında olduğundan suçüstü yapmak için ekipler baskına gelmiş. “2012 yılında İTS çalışıyor muydu ki, arka planda kör uçuşu yapıyordu yahu!” dedim, “Eczacı çalıştıracakmış” dedi orada olan işsiz bir eczacı kulağıma sessizce...

        ...

        Bu olayın şaşkınlığı ile ilerlerken bir başka eczanenin önüne yanaşmış koca bir kamyon görünce ister istemez oraya doğru ilerlemeye başladım. Kamyondan eczaneye koli taşınmayıp, tam tersine eczaneden kamyona koli koli ilaç taşındığını görünce herhalde taşınıyor diye düşündüm. Ancak kamyonun üstünde “Tıbbi atık toplama aracı” yazısını görünce bunun taşınma olmadığını anladım “Ama bir eczaneden bu kadar da tıbbi atık çıkmaz ki” diyerek merakım tavan yapmış bir durumda eczaneye girip eczacısından işin aslını öğreneyim dedim.

        Meğer Isı Nem Takip Cihazı arıza yapmış, üç gün boyunca sıcaklığı ve nemi Kenya Merkez seviyesinde gösterince bakanlık yetkilileri eczacının “cihaz bozuk” demesine bakmadan eczaneye gelip her ilaçtan birer kutu örnek olarak almış, incelemeye göndermiş, laboratuardan “Bu kadar ilacı incelememiz mümkün değil, bozulmuş da olabilir, olmayabilir de” diye 2005-2006 yılında hologramlı kupürlere verilen rapor benzeri rapor gönderince eczanedeki tüm ilaçlara el konulup mühürlenmiş, örnek olarak alınan ilaçların inceleme bedeli de, imhaya gönderilen ilaçların imha bedeli de eczacıya ödetilmiş. Ben şaşkın vaziyette eczaneden dışarı çıkarken eczacının dudaklarından son olarak dökülen “Ama bozulmamıştı ki” cümlesi beynimin duvarlarında yankılanıyordu...

        ...

        Yaşadığım bu iki olayın şaşkınlığı ile ilerlerken başka bir eczanenin önüne geldiğimi fark etmemişim bile. Eczaneden önce içerdeki dört tane eczacı dikkatimi çekti. Karşılaştığım kötü manzaralardan sonra adeta mesleki bir vaha bulma sevinciyle hemen içeri girdim. Öyle ya, aynı eczanede dört eczacı birden çalışıyorsa işler iyi demektir.

        Meğerse hiç de öyle değilmiş...

        Eczanelerin yardımcı eczacı çalıştırma zorunluluğu ile ilgili ciro limiti sayıları 100’ü bulan eczacılık fakültelerinden mezun olan eczacı sayısı artınca yıllık 300 bine düşürülmüş, her eczaneye de iki tane stajyer eczacı çalıştırma zorunluluğu gelmiş. Eczanenin sahibine “Maaşlarını nasıl ödüyorsunuz?” diye soru sorma gafletinde bulundum. “Geçen ay dedemden kalan köydeki arsayı satıp SSK primlerini ödedim, benim Bağ-kur ise üç aydır kapalı” diyince sorduğum sorunun pişmanlığı ile adeta hiç girmemiş gibi eczaneden sessizce ayrıldım...

        ...

        Girdiğim eczanelerde ilaç dışı ürünlerin hatta enjektörün bile olmadığını neden sonra hatırlayıp, yakın zamanda eczanesini kapatmış eskiden tanıdığım bir eczacıyı yolda görünce ayaküstü hoşbeşten sonra bu durumun sebebini sordum. Meğer ÜTS diye bir ürün takip sistemi hayata geçmiş. Bu sistemin de Ü-A1-TS, Ü-A2-TS... gibi doksanın üzerinde arayüzü olunca, her bir arayüze satılan ürünleri ayrı ayrı kaydetmekten bunalan eczacılar ilaç dışı bütün ürünleri artık almamaya ve satmamaya başlamışlar.

        Eski dostuma “Tek sebep bu mu?” diye sorunca “Hayır” dedi. Medikalcilerden sonra önce aktarlar “Bitkisel ürünleri eczaneler satamaz” kampanyası yapıp bu ürünlerin eczanelerde satışını yasaklatmaya çalışmış, marketler de “Takviye edici gıdalar ilaç değil gıdadır, eczaneler ilaç satsın, gıdadan elini çeksin” diye kampanya yapmış, kişisel bakım marketleri “Eczacılardan daha iyi bakar, güzeltiriz” diyerek ıtriyat ve dermokozmetiği satma yetkisini ellerinde bulundurmak için uğraşmış, bütün bunların üstüne de ÜTS diye çok arayüzlü bir sistem gelince pes artık deyip eczacılar bu ürünleri satmayı bırakmışlar.

        Pekiii “Majistral ilaçta bir gelişme olmadı mı, onun bir katkısı olmadı mı?” diye sordum. 2018 yılında tam ivme kazanıyordu ki eczanelerin ilaç imali için yeterli koşulları sağlamadığı, eczanelerin ilaç imalatı izni olmadığı gerekçesiyle eczanelerde majistral ilaç yapımının yasaklandığını, majstral ilaç imal eden firmalardan siparişle yüksek maliyetle ve düşük karla temin edilen ilaçların eczanelere ekonomik yönden bir kazanç sağlamadığını söyledi.

        “Neyse ki ilaç biz de kalmış bari” dedim, ama derin bir nefes alışı sonrası ağzından acıklı bir uzun hava edasıyla çıkan “Nerdeee” nidasından sonra kanser ilaçlarından sonra önce diyaliz ilaçlarının eczaneden çıktığını, ardından da raporlu ilaçların eczane dışında kargo ile teslimatı sürecinin başladığını, eczanelerde 50 TL altındakiler dışında pek fazla ilaç çeşidinin kalmadığını, 10 TL ve altındaki ilaçlarla eczanelerin dönmeye çalıştığını söyledi.

        ...

        Gözlerimizi birbirimizden kaçırarak başımızla yaptığımız hafifçe selamlaşma ile sessizce yaptığımız vedanın ardından 2018’e giden zaman gemisini yakalamak için hızlı adımlarla oradan uzaklaşırken tüm bu gördüklerimin bir rüya olmasını umut ediyordum...

        ...

        Gördüklerim rüya mıydı, hayal miydi, beynimin kurguladığı bir komplo teorisi miydi yoksa yayınlanan mevzuatlara, hayata geçirilen uygulamalara dayanarak yapılan bir olası kötü senaryo öngörüsü müydü?

        ???

        Ben hala gördüklerimin etkisindeyim,

        Karar sizin...

        ...

“Göz odur ki dağın arkasını göre, akıl odur ki başa geleceği bile.”

Türk Atasözü



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat