Ecz. İrfan DEMİRCİ

Gaziantep Eczacı Odası Başkanı

 

 

İLAÇTA YERLİLEŞME  

Artan nüfus, yükselen ortalama ömür süresi ve yanında da insanların daha yüksek standartlı sağlık hizmeti beklentisi nedeniyle, bütün dünya şunun net bir biçiminde bilincinde;

İlaç çok önemli bir ürün!

Silah, uzay, iletişim ve hemen yanında ilaç teknolojisi dünyaya yön veren stratejik alanlar arasında birlikte anılıyor.

Ülkeler ve uluslararası şirketler için insana sağlık hizmeti sunmaları yanı sıra ilaç aslında karlı bir ürün olma özelliğine de sahip. Bu açıdan özellikle bazı OECD ülkeleri için ilaç iyi bir gelir kaynağı.

Küresel ilaç satışlarının yüzde seksenini, dokuz OECD üyesi ülke gerçekleştiriyor. Tahmin edeceğimiz gibi ABD başı çekiyor. Amerika’nın payı %43,3. Japonya, İtalya, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi G-8 üyesi ülkeler ise toplam olarak %26’lük paya sahipler.

Peki biz neredeyiz?

Türkiye’nin ilaç dış satımı ancak yüzde sıfır virgüllerle ifade edilebiliyor.

İçeride ne durumdayız?

Türkiye’de ilk 20 firma pazarın %57,2’sine sahip. Geriye kalan 462 firma ise %42,8’ini paylaşıyor. Tüketilen yüz kutu ilacın 74,1’si yerli üretim. İlk bakışta insana hoş geliyor, ilaç sanayimizle ilgili güven telkin ediyor. Ancak parasal bazda tüketime baktığımızda ise işler hiç te öyle değil. Yine tüketilen 100 birimlik ilacın yaklaşık %54,7‘lik bölümü ithalat yoluyla yurda giren ilaçlar. Yani yabancılar yükte hafif pahada ağır deyimine uygun bakıyorlar.

Son yıllarda toplam sağlık harcamaları artış oranları ülkemizin büyüme rakamlarından fazla. Sağlık harcamaları içinde ilacın payı ise üçüncü, belki de dördüncü sırada. 2004’te sağlık harcamaları içindeki ilaç payı %50’lere yakınken o yıl başlayan sağlıkta dönüşüm ve sosyal güvenlik reformlarından sonra azaltıldı ve bu günlere yani %30’lara yaklaştı.

Ancak gelinen nokta yaklaşık %16,2’lik oran OECD ortalamalarıyla üzerinde olsa da 10 yıl öncesinden geldiği yere göre uyumlu denilebilir. 

Burada farklılık ülkelerin kişi başı ilaç tüketimlerinde ortaya çıkıyor. ABD her bir kişi için ilaca 1.162 Dolar, İngiltere 497 Dolar, Fransa 668 Dolar, Almanya 766 Dolar, yanı başımızdaki Yunanistan 572 Dolar harcıyorken, Türkiye 170 dolar ile OECD ortalamalarının altında kalıyor. 1 triyon doların üzerindeki dünya ilaç pazarının 2021’de 1.4 trilyon olarak gerçekleşeceği tahmin ediliyor. 2017 yılı için bizim pazarımız 7 milyar dolara yakın. Bu rakama dünyadan bakarsak çok küçük, ancak bizim gelir ölçeklerimizle bakarsak da çok önemli bir rakam.

Uygulanan sağlık politikaları gereği ilaç harcamaları hükümetin maliyecileri tarafından bizde hep karadelik gibi görülür. Halkın cepten sağlık harcamalarındaki katkısı, özel sağlığa giden paydaki artıştan çok söz edilmez.

Şimdi ilaçta yerlileştirme konuşuluyor. Bu konuda atılım yapmak, yeni stratejiler gerçekleştirmekten söz ediliyor. Hem de reçetesiz ilaç tartışmalarının olduğu bir dönemde çok daha önemli ve ülke için gerekli bir tartışmanın açılması olumlu bir durum. Daha güzeli ise bu söylem hükümet tarafından dile getiriliyor.

Çok doğru bir çaba. Eğer gerçekleştirebilirsek ülkemiz, insanımız için önemli bir gelişme olur. Böylesi stratejik bir ürün için çok daha etkin ve güçlü ulusal ilaç sanayimiz olmalı.

Kim bilir belki de yakın gelecekte biz de kendi laboratuvarlarımızda bulduğumuz yerli molekülerimizi hem kendi hem de dünya insanlarının sağlığına sunarız.

Bütün bunları yapabilir miyiz?

Bu endişeli soruya umutlu bir soruyla yanıt verirsek!

Neden olmasın ki!

Cumhuriyet’in ilanından sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde o dönemin olanaksızlıklarına karşın bu ülkeye kazandırılan sanayi tesislerini unutmayalım. O zamanın olanaklarıyla uçak ürettiğimizi hatırlayalım.

Umutlu olmamızı gerektiren başka bir neden daha var. Sağlığın tedavi hizmetleri alanında aldığımız mesafeler ortada. O alanda çok şeyi başardık. Dünya artık bizim bu konudaki gelişmişliğimizi biliyor.

İlaçta yerlileşme, başka bir deyişle ulusal ilaç sanayinin geliştirilmesi ve tükettiğimiz ilacın önemli bölümünü üretebilmek hedefine varabilmek için koşulları da sağlıklı biçimde oluşturmak gerekli. Kısaca alt yapıda iyi hazırlanmalı.

Bu konu için mutlaka kamu desteği lazım, üniversite- sanayi işbirliği belki de en önemli konu. Yanı sıra eczacı örgütünün katkısı. TEB uzun yıllardır ulusal ilaç sanayii der durur.

Sonuç olarak eğer bu konuda bir yola girilecekse yapılması gerekenler de var.

Mevcut ilaç fiyat politikaları ile sanayi AR-GE çalışmalarına ne kadar kaynak aktarabilir, buna bakmak gerekli.

Bu işin tam lokomotifi olacak eczacılık fakültelerinin hali ortada. Yalnızca fakülte açarak, oradan da eczacı üreterek ilacın yerlileşmesi mümkün değildir. Hele hele o fakültelerde eczacı kökenli öğretim görevlisi yok ya da sayısı azsa. Daha ötesi taşımalı öğretim görevlileri ile eğitim yapılıyorsa bu alanlara eleman yetiştiremezsiniz.

Sanayinin ihtiyacı olacak eczacıları, nitelikli kadrolara sahip eczacıları yetiştirecek; daha öncesinde kendisi destek ve çaba verecek eczacılık fakülteleri lazım.  

Sözün özü Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “bilim ve akıl” lazım. Dünyanın en üst düzey yüksek teknolojili konularından biri olan ilaçta yerlileşmek ve dünyada söz sahibi olmak istiyorsak her şeyden önce bilimi ve aklı önceleyeceğiz.

Şunu da bileceğiz; bilim ve akıl özgür ortamlarda gelişir ve büyür.

Bir trilyon doların üzerindeki ilaç pazarının yüzde yetmişine yakın bölümünü elinde tutan 7 ülkeye baktığımızda demokrasi, adalet ve özgürlüklerle ilgili de gelişmiş olduklarını görürüz.

İlaçta yerlileşme, millileşme tamam! Mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Ama yanına demokratik ve özgür düşünce ortamı koyabilmeliyiz ki bu amaca ulaşalım.   

       



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat