Eczacılık kongrelerinin, çalıştay ve zirvelerinin biri bitip biri başlıyor. Geçenlerde yapılan TEB Bölgelerarası Toplantısı’nda da değinilince, Eylül ayında gerçekleşen ve belki de bu toplantıların en resmisi ve köklüsü olan TEB’in Türkiye Eczacılık Kongresi tekrar geldi aklıma…

Bu bir bakıma inanılmaz bir hızla değişen ilaç-eczacılık gündemi için gecikmiş bir yazıdır. Ancak değinmeden geçmek olmazdı. Çünkü Türkiye Eczacılık Kongresinin çarpıcı bir sloganı vardı:

Bilgi İlaçtır.

Başlık güzeldi… ilk okuduğumda bir felsefe kongresi var sandım Ankara’da. Böyle bir başlık olsa olsa felsefe kongrelerinden birisinin başlığı olabilirdi çünkü.

İlacı değil bilgiyi öne çıkarıyordu.

Sanki kongrede ilaç değil, bilgi felsefesi, yani epistemoloji tartışılacak; aslında bilginin, bilmenin bireye, topluma ilaç gibi geleceği, iyileştireceği, ruhu ve bedeni olgunlaştıracağı söylenecekti. Sanki…

Ama değil; bu bir eczacılık kongresiydi… Olsun ne güzel, her mesleğin olduğu gibi eczacılığın da felsefesi konuşulabilirdi.

Ne var ki içerik beni yanılttı.

Zira gördüm ki slogan devam ediyormuş: “Eczacılık mesleği için… mesleki birliktelik için… Eczacılar için… Toplum için”. Anlayın artık; herkes için ayol herkes için!.. Bilgi, bilmek ilaç gibidir diyor ve zorlama sloganlar silsilesi genişliyordu. Kongrenin, öğrenciler dahil ciddi bir para karşılığı izlenebildiğini görünce; ilacın pek para etmediği dönemde, hiç değilse bilginin para ettiğini görmek biraz olsun beni serinletti!..

Her neyse yine de kuşkulandım, olmaz canım dedim, hayır, içimden belki de endişelerim yersizdir sıkı bir felsefe kongresi olacak, bilgi felsefesi tartışılacak galiba dedim. Özne ile nesne arasındaki bilişsel süreci mi anlatacaklar yoksa, ne güzel. Demek ki, güzel ülkemde eczacılığın da bir felsefi çıkış noktası olduğundan başlayan yeni bir döneme giriliyordu.

Bilginin dayanağı ve kaynağı ilk insandan beri tartışılan bir konudur. Akla, deneye, duyuma, sezgiye, Tanrıya dayandığını, bilginin buralardan kaynaklandığını söyleyenler var.

Ancak belki de dünyayı ayağa kaldıracak yeni bir tartışma başlayacaktı: Meğer, bilginin kaynağı ilaçmış, başka bir deyişle bilginin kaynağı iyileştiricidir.

Bu kesin yargı, yani “Bilgi İlaçtır” yargısı, “Doğru Bilgi” tartışmalarına kapı aralıyordu. Doğru bilginin olmazlığı, doğru bilginin imkanı deyince felsefe tarihinin en çekişmeli konularından birine doğrudan giriş yapıyoruz.

Doğru bilgi var mı, şüphe mi duymalıyız, var da dogmatik mi, yani düşünme ve akıl yoluyla erişilemez ve değiştirilemez mi?.. Yoksa bilgi akıl mıdır? Bilgiye akıl yoluyla erişilebilir mi ya da sadece duyu ve deneyle mi elde edilebilir, yani ampirik mi? Pragmatizm midir doğru bilgiye erişim kaynağı, yani eylemi sonuçlarıyla değerlendiren ve faydasıyla ölçen bir yaklaşım mıdır?

John Locke’a göre insan zihni doğuştan boş bir levhadır. Yani “Tabula Rasa”dır. Ancak ampirik yollarla, duyu, deney ve gözlemle doldurulur.

TEB tarafından düzenlenen paralı 12. Eczacılık Kongresine göreyse, “bilgi ilaçtır”. Yani iyileştiren, iyi eden, salim kılan, mutlu eden, huzur veren herşey bilgidir.

İlginç olan ise her kongrenin, sanki herşeyin eczacılar tarafından baştan öğrenildiği algısı ile başlaması. Büyükler, eczacıları bitmek bilmez biçimde tabula rasa zihin durumunda algılıyor. İlk mektebe başlayacak çocuk gibi yani.  E böyle olunca da Türkiye Eczacılık Kongresinin, anlatmak istediği şeyde güçlük çeken sloganının “bilgi ilaçtır” olması şaşırtıcı değil. Boş bir zihin durumu, doldur gitsin!

Ha az kaldı unutuyordum, ilaç eczacılık dünyasının sorunlarını bağrından delen bu inovatif sloganı duyunca, ben de bir nevi katkı olsun kabilinden bir sonraki kongre için bilabedel bir başlık önerisinde bulunmak isterim: İlgi İlaçtır.



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat