ÇATI  ÇÖKTÜ,  İÇİNDE  HALK  KALDI…

 

Anayasa Mahkemesi, AKP’nin   sosyal devleti ortadan kaldıran sosyal güvenlik çatısının altından   kamu görevlilerini çekip çıkarınca, çatı çöktü ve  enkazda   halk kaldı…

 

Halkı, kim kurtaracak…

 

Bilindiği gibi tüm sosyal güvenlik kurumlarını tek çatı altında toplayıp, emeklilik işlemlerini, maaşları, sağlık harcamalarını ve işleyişlerini  birleştiren “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası” yasası, Anayasa Mahkemesince delik deşik edildi.

 

Mahkeme, bilhassa “kamu görevlileri” ile ilgili düzenlemeleri içeren maddeleri birer birer iptal etti.

 

Mahkeme, iptal kararlarını açıklarken kamu görevlilerinin durumunun ayrı bir yasada  düzenlenmesi gerektiği görüşünü  ileri sürdü.

 

Şimdi,  kamu görevlilerini dışarıda yani diğer sosyal güvenlik kurumlarından ayrı bir çatı altında tutacak yeni bir sosyal güvenlik çatısı inşa etseler, böyle yarım yamalak bir düzenleme hem Anayasanın eşitlik ilkesi dahil çalışma hayatını düzenleyen maddelerine aykırı olur hem de kamu düzeni açısından çalışanlar ve tüm yurttaşlar arasında ayrımcılık  yapıldığı için vicdanlarda rahatsızlık ve güvensizlik yaratır ve de adalet beklentilerini ortadan kaldıracağı için kargaşalara sebebiyet verir.

 

Böylesine ayrımcılık yaratacak düzenlemeyi yapmasalar IMF’den gelecek baskıya katlanmanın yanında, küresel sermayenin  her türlü egemenliğini sağlama yolunda ki görevlerini de yapmamış olurlar ki, bu durum da  “var olma” nedenlerini ortadan kaldırır.

 

Bana göre, Anayasa mahkemesi verdiği kararla, dalga dalga dolu dizgin  üstümüze gelen adına ne denirse densin  neo liberalizmin – serbest piyasa ekonomisinin – küresel sermaye tekelleri oluşturma planlarının karşısında sosyal devleti koruma refleksini sadece evet sadece “kamu görevlileri” nezdinde göstermiştir.

 

Bu açıdan, Anayasa Mahkemesinin  ağırlıklı olarak kamu görevlilerini bu dalgaya karşı koruyan ve gözeten  kararları eksiktir ve yine anayasanın eşitlik ilkelerine ve çalışma hayatı ile ilgili düzenlemelerine ve de insan hakları ile ilgili hem ulusal hem de uluslar arası düzenlemelere aykırıdır.

 

Mahkeme  bir anlamda,  ben bu dalgadan kamu görevlilerini yani devleti koruyayım da, halk ne yaparsa yapsın demeye getirmiştir. Halk olmazsa devlet olur mu?

 

Halka serbest piyasa ekonomisi gereği anti-sosyal  uygulamalar, devlet memuruna ise sosyal uygulamalar.

 

Sermaye sınıfı ise zaten ayrıcalıklı ve  bu ve benzeri uygulamalardan kazanç sağlamak misyonuna ne devletin ne de halkın ciddi itirazı olmuyor.

 

Ülkemizde yıllardır uygulanan bu anlamdaki politikalara duyulan tepkiler, bu serbest  piyasacı, emeği ve her türlü değeri sömüren politikaların uygulanmasına aracılık edenleri  iktidara getiren egemenlerin en önemli  dayanakları  değil miydi?

 

Hamam aynı, tas aynı. Sadece  yöneticisi olduğunu iddia edenler arasında iktidar kavgası devam ediyor ve  yöneticilerin  biri gidiyor biri geliyor. Ama hamamda terletilen, alın teri  neredeyse bedavaya akıtılan, yoğurulan,  pestili çıkartılan halk, hep aynı halk.

 

Yani halk için değişen olumlu  hiçbir şey yok.

 

Emeği ile geçinen, haksız kazanç peşinde olmayan, dürüst eczacılarda bu halkın içinde olmaya devam ediyorlar.

 

Saygılarımla.

 

Ecz. Can Yetişen

 

www.eczacininsesi.com

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat