Uzm. Ecz. Duygu DEĞİRMEN KIRBOĞA

 

CORONAVİRÜSLE İLGİLİ MERAK EDİLENLER

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından ‘Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu’ ilan edilmesine neden olan ve tüm dünyayı kasıp kavuran, başlarda 2019-nCOv olarak  daha sonra Dünya Sağlık Örgütünce COVİD-19 (COronaVirüs Disease’19) olarak adlandırılmış küresel salgın 2019 Aralık ayından bu yana gündeme oturmuş bulunmaktadır.

Coronavirüs ailesinden olan virüslerin daha hafif seyreden türleri ile daha önce karşılaşılmış olup gerek insanda gerekse hayvanda bulunabildiği bilinmektedir. Bu aileden olan dört suş, yaygın olarak gözlemlenmiş soğuk algınlığı vakalarının %20 sinden sorumludur. Bu virüs ailesi alfa-beta-gama ve delta olmak üzere 4 farklı türdedir. Alfa ve Beta coronavirüs insanı enfekte ederken, Gama ve Delta sadece hayvanları enfekte etmektedir. Hayvandan insana geçen ve ZOONOTİK olarak ifade edilen bu hastalık ölümcüldür.

İnsanda gözlemlenen alt türleri basit bir soğuk algınlığından, MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) ya da SARS (Ciddi Akut Solunum Sendomu) gibi daha ciddi küresel problemlere sebebiyet vermiştir.

2002 yılında gene Çin’de başlayan, misk kedisinden insana geçip hastalık yarattığı bilinen SARS salgını sonrası etkenin Coronavirüs ailesinden olduğu anlaşılmış olup bu aile üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar 2003 yılında hız kazanmıştır.

2012 yılında Arap Yarım Adasında çöl devesinden insana geçtiği ve şiddetli solunum yolu enfeksiyonuna sebep olduğu bilinen MERS tüm dünyayı tehdit eden bir pandemi olarak açıklanmıştı. Yapılan genomik çalışmalar MERS-COV’un yarasalardan köken aldığını ve daha sonra develere adapte olduğunu düşündürmektedir. Söz konusu Virüs develerden insana ve/veya insandan insana yayılabilme özelliği taşıyan Betacoronavirüstür

2019 Aralık ayından beri söz konusu yeni tip Coronavirüs ise daha önce insanda rastlanmamış bir türdür. İnsan immun sistemi daha önce bu tip ile karşılaşmadığı için bir yanıt oluşturamamakta ve hastalık süreci ölümle sonlanabilmektedir.

Coronavirüsler, Zarflı ve tek iplikli RNA virüsleridir.  Bilinen en uzun RNA zincirine sahip olan bu virüsler mikroskop altında Latince corona denen güneşin taç küresine benzediği için corona virüs adını almıştır. Birçok virüsün konakçıyı enfekte etmesi aynı temel mekanizmaya dayanır.  Hücreyi istila eden virüs o hücrenin bazı materyallerini kullanır ve kendini kopyalar. Oluşan yeni kopyalar gider ve farklı hücreleri enfekte eder. RNA virüsleri replikasyon sırasında hata düzeltme yetisine sahip değildir. Oluşan her hata beraberinde mutasyonu getirir.  Mutasyonlar sonucu virüste yeni hücre tipleri ve farklı türleri enfekte edebilme yetisi oluşabilir.

Coronavirüsler damlacık yolu ile kişiden kişiye bulaşır. Pozitif olan bireyin etrafa saçılan solunum sekresyonarından kaynaklı bulaş artar. Klasik cerrahi maske bu damlacıklardaki viral partiküllerin geçişini engelleyemez ancak elleri 20 sn süreli yıkamak; temas yüzeylerini ve nesneleri dezanfekte etmek ve ağza, göze yüze dokunmamak sureti ile tedbir alınabilir.

 

CORONAVİRÜSLER VÜCUDA NASIL GİRER?

Coronavirüsler alt solunum yolunu (akciğerler) enfekte ederek pnömoniye neden olurlar. Hücre yüzeyinde ACE (anjiyotensin dönüştürücü enzim) reseptörleri bulunur. Bu reseptörlere ACE enzimi bağlanır. ACE 2 diye adlandırılan enzim özellikle akciğer (epitel) hücrelerinde ve bağırsak, böbrek, kan damarlarında da bulunurlar. Tersmembran ACE2 enzimini yenikoronavirüs reseptör olarak kullanmakta ve bu kanalla organizmaya giriş sağlamaktadır. Konakçıya giriş yapan virüs RNA replikasyonu ile çoğalır.

 

HİPERTANSİYON İLAÇLARI

Bir hipoteze göre hipertansiyon tedavisinde kullanılan ACE inhibitörleri ACE2 enzimini değil ACE enzimini tutar ve bloke eder. Bu blokaj sonrası reseptörler boş kalır. Bunu fırsat bilen virüs hemen boş reseptöre bağlanır ve konakçıya giriş yapar. Bu hipoteze göre ayrıca hücrelerde de ACE enzimleri inhibitörlerce bloke edildiği için ACE2 reseptör sayısı artar. Böylece virüs için pek çok ekstra giriş alanı sağlanmış olur.

Tip-1 ve tip-2 diyabet hastalık tedavisinde ACE inhibitörleri ve anjiyotensin 2 reseptör blokörleri (ARB) kullanılmaktadır. Tedavi altındaki bireylerde ACE 2 sayısı artmaktadır. Hipertansiyon tedavisinde diyabet hastalığında olduğu gibi ACE inhibitörleri ve ARB’ler kullanılmakta ve bu da doğrudan ACE 2 reseptör sayısının artmasına sebebiyet vermektedir gibi bir görüş vardır ancak 13 mart 2020 de Avrupa Kardiyoloji Derneği bir açıklama yapmış ve ACE inhibitörü yada ACE reseptör blokeri ilaçlar ile sürdürülen tedavi ve COVID-19 enfeksiyonu seyrine negatif etkisi ile ilgili ortaya atılan bu bilginin sağlam bilimsel temellere dayanmayan,henüz kanıt düzeyi yüksek olmayan bir iddia oldugunu aktarmıştır. Hali hazırda devam eden tedaviyi terk etmenin daha ciddi sonuçlar ortaya koyabilecegini söylemiştir. COVİD-19 enfekte olmayan, evde izole olan hastaların bu ilacı bırakmasının kardiyovasküler açıdan daha büyük bir risk olabileceği çıkarımı yapılmıştır.

28 Şubat 2020 de yayınlanan bir araştırmaya göre hipertansiyonda kullanılan kalsiyum kanal blokörü ilaçların herhanangi bir ACE2 ekspresyonu veya aktivite arttırıcı etkisinin olduğu kanıtlanmamıştır. Bu görüş alternatif olarak gerekli durumlarda bu grup ilaçların tercih edilebilecegi konusunda fikir sunmaktadır.

 

İBUPROFEN VE COVID-19 İLE İLGİLİ GÜNCEL BİLGİLER

İbuprofen ve COVID-19 ile ilgili pek çok görüş son dönemde mevcuttur. Avrupa İlaç Ajansı EMA mecbur kalınmadıkça NSAID ilaçların risk tasıyan hastalarda kullanılmaması gerektiğini açıklamıs olup zaten güncel pek çok kılavuzda coronavirüs kaynaklı enfeksiyonların bulgusu olan Ateş tablosunda birinci seçenek olarak tercih edilmesi gerekli ilacın parasetamol olduğunu işaret etmiştir.

Parasetamol e bağlı gelişebilecek olan hepatotoksisite riski bu noktada kafaları kurcalamaktadır. Günde 10 gram parasetamolün hepatotoksik oldugu bilinmektedir. Hepatotoksisiteye sebep olan ajanın parasetamolün %5 oranında dönüştüğü bir metaboliti olduğu ve bu dozun tek bir seferde alınamayacak kadar yüksek olduğu düşünülecek olursa karaciger hasarı olan hastalarda bile non steroid antienflamatuvar ilaçlardan daha güvenli olduğu hatırlanmalıdır. Çünkü karaciger hasarı tablolarında kullanılacak olan NSAID ler nefrotoksisite geliştirme riski dolayısıyla vakayı hem böbrek hasarı hemde karaciğer hasarı kaynaklı çoklu organ yetmezliği tablosuna götürebilir. İki elimnasyon organının birden kaybedildiği bir tabloda hastanın sağkalımı pek mümkün görünmemektedir.

Ülkemizde vaka saylarında artış olabileceği öngörülmektedir. Henüz test yapılmayanların, pozitif olup asemptomatik ya da düşük bulgularla seyreden vakaların zaman içinde sağlık kurumlarından önce eczanelere başvurabileceği aşikardır. Bu aşamada bizlere başvuran hastalarda ateş kontrolünde ilk tercih olan ilacın parasetamol oldugunu hatırlatmak isterim. Alınan tedbirlere uyumun artması ile ülkemizin bu küresel salgın mücadelesinden en az kayıpla çıkmasını umut ediyorum.

                                                                                     

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat