Büyük şehirlerde, özellikle de İstanbul’da yıllardır cumartesi eczanelerin tatil olup olmaması tartışılır. Eczacıların bazısı cumartesi tatil olsun derken, çok cepli kefen sipariş etmiş olan az bir kesimi ise daha çok çalışmak, hatta mümkün olsa pazar günleri de açık olmayı ister. İster istemesine ama; bu grupların hiçbiri diğerine fikir olarak bugüne kadar üstünlük kuramadığı için mevcut düzenin değişmesini sağlayamadığı gibi, değişmesini zorlayacak herhangi bir dış etken de olmadığından, açma kapama saatleri otomatiğe bağlanmış bir şekilde sadece yaz saati ve kış saati uygulamalarına bağlı olarak değişir.

 

Ama artık zorlayıcı nedenler devreye girdi; Avrupa Birliği Müktesebatına uyum çerçevesinde çalışma süreleri ile ilgili yasal düzenlemeler hayata geçmiş durumda.Bu güne kadar orta formül olarak görülen senede iki sefer yapılan otomatik değişikliğin sürdürebilirliği biraz zor gibi gözüküyor.

 

Bazı odalar yasal düzenlemeye uyum çerçevesinde açma kapama saatlerini yeniden belirlerken, bir çoğu “herkes ne yaparsa biz de onu yaparız” modunda beklemede...

 

Diğer taraftan da; Se Ka Ka açılımı sonrası artan işyükü ve organize “Ne farkı??? Lapırlıyız biz Lapırlı!” anfibi delirtme birliğinin sürekli taarruzu sonucu özellikle ruhen ve bedenen çok yıpranmış çalışanlarımızın, bilinçsizce yapılan yönlendirmeler sonucu kendilerini yıpratan sürecin gerçek müsebbibi yerine eczacıları sorumlu görmeye başladıklarını sezinliyor, özellikle de sosyal medyada; yaşadıkları eziyetin bir tepkisi olarak alttan alta eczacılara kırıldıklarını görüyorum.

 

Çalışanlarımızın kırgınlığının sebebi ne?

  

Bu sorunun kaynağı ne?

 

Niye bu hale geldik? Ters köşeden bakalım:

 

2005 Yılında herkesin bu dünyadaki cennete ulaşacağı(!) mesleğin Nirvanası’na(!) varacağı kandırmacasıyla içine gönüllü atlamasının sağlandığı erime ve tükenme cehenneminde; beklentilerin aksine çok kazanmak bir yana herkes o güne kadar emeğinin karşılığı olarak yapmış olduğu birikimini kaybetti. Bu kaybın yanında bir de  mevcut durumu sürdürebilmekte bile eczanelerimiz zorlanmaya başlayınca, çalışanların emeklerinin karşılığı elde ettikleri kazanımları onların beklentilerini karşılamamaya başladı.

Öncelikle sorunu doğru olarak telaffuz etmemiz, teşhisi doğru olarak ortaya koymamız gerekiyor:

 

Çalışanlarımız da biz de mutsuzuz!

Çalışma huzurumuz bozuldu, çalışma isteğimiz azaldı!

İki iki daha dört!

Bu kadar net!

...

 

Peki buna sebep olan şey ne?

İki temel başlık  var:

Birincisi bize dünyadaki cennet olarak vaad edilen, sigortaları attıran sigortanın reçetelerini karşılarken tabi olduğumuz mevzuat uygulamaları, ikincisi de bedavadan pahalı, sakızdan ucuz hale getirilen eczacılık hizmeti, emeğimizin değersizleştirilmiş olması.

 

Öncelikle mevzuatımıza bir bakalım:

 

Eczacılık hizmeti diğer hizmetlerden farklı özel bir hizmettir, kamu yararı vardır. Öyle olduğu için de kendine has düzenlemeleri, kuralları vardır. Nöbet başta olmak üzere hiçbir zaman; canım sıkıldı, yoruldum, eve gidiyorum diyerek kapatamayacağınız gibi, karnım çok acıktı, yemek saatim geldi, şu an hizmet veremiyoruz da diyemezsiniz. Çünkü hastanın size ne zaman ihtiyaç duyacağını bilemezsiniz. Hastanın ihtiyacını gecikmeksizin karşılamak sizin göreviniz olduğu gibi, bunu yerine getirmek için yemin eden iki meslekten birini icra etmektesiniz.

 

Eczacılık Yeminimize göre “Hastanın sağlığını baş kaygımız olarak telakki edeceğimize” dair yemin etmiş durumdayız. Bu yeminimiz de bizim normal işçi ya da memurdan farklı olarak katı katıya belirlenmiş sürelerin dışında çalışmamızı sağlayan düzenlemelere uymamızı zorunlu kılmaktadır. Verdiğimiz hizmet vazgeçilemez, ertelenemez ve kesintisiz sunulması gereken bir hizmet olduğu için nöbetçilerimiz sokağa çıkma yasağında bile işe gitmek, eczanesini açmak zorundadır.

 

Kesintisiz sunulması gereken bir hizmetin kesintisiz verilebilmesi de tıpkı askerlikteki gibi nöbet hizmeti ile sağlanabileceğinden, mevzuatımızda da eczanelerin açık kalma süreleri ve nöbet hizmetinin nasıl verileceği düzenlenmiştir. Yukarıda saydığım gerekçeler yüzünden İş Kanunu ve ilgili mevzuatına atıf yoktur bizim kanunlarımızda. Dolayısıyla da İş Kanunu ve ilgili mevzuata göre oluşturulmaya başlayan baskıya yöneticilerimizin “ Durun bir dakika” demesi, mevzuatta gerekli düzenlemenin yapılması için girişim yapması gerekmektedir. 

 

Eczaneler Hakkındaki Yönetmeliğin 35. maddesine göre Eczacı Odası tarafından eczanelerin bulundukları yerlerin özellikleri ve mevcut eczane kapasitesi göz önüne alınarak eczane çalışma saatlerinin, nöbet tutulup tutulmayacağının, nöbet tutulacak ise nöbet tutulacak günler ve çalışma saatleri ile kaç adet eczanenin nöbetçi kalacağının belirleneceği ve bir nöbet listesi hazırlanacağı hükme bağlanmıştır. Burada amaç ; eczanelerin mümkün olduğunca çok çalıştırılması değil, halkın ilaca ulaşmasının olabildiğince kolaylaştırılmasıdır.

 

Mevzuatımıza göre eczacı uyumaz, yorulmaz, acıkmaz, bunların olması düşünülemez bile. Biz ve çalışanlarımız hizmet verirken hiçbir zaman sıcak yemek yiyemeyiz, çay içemeyiz. Hepimiz dolaptan çıkmış zeytinyağlıdan sıcak yemeğin, şerbetten ılık çayın tadını iyi biliriz. Hiç uyumadan nöbetlerde 36 saat hizmet veririz. İşte bu yüzden verdiğimiz hizmetin maddi yönünün yanında manevi değerine de vurgu yapılır hep.

 

Oysa hizmetin devamının sağlanması için bizlerin insanca hayatını devam ettireceği ekonomik koşulların sağlanması gerekmektedir. Yani, manevi karşılığın yanı sıra maddi karşılığının da verilmesi gerekmektedir. Mesela; nöbet tutan her mesleğin yıpranma payı varken bizim ve çalışanlarımızın yıpranma payı yok! Biz de çalışanlarımız da beş yıl erken emekli olabilsek nasıl olur? Neden bu yönde değişiklik istemiyoruz?

 

Ayrıca; bizim mevzuatımızda ilaç kullanımıyla ilgili danışmanlık hizmetini vermemiz için herhangi bir yasal düzenleme yokken bizler bu hizmeti bedava veriyoruz. Ama Dünyada yasal mevzuatında bu görev tanımlanmış diğer meslektaşlarımız danışmanlık hizmeti verse de vermese de hastaya sunduğu her ilaç için meslek hakkı alıyor. İlaç fiyatlarındaki düşüşlerden zarar etmiyor, doktorun reçete ettiği, sistemin onay verdiği ve hastaya verdiği ilaç yüzünden kesinti yaşamıyorlar. Maneviyatta da bizden ileri değiller(!) ama bizim kadar maddi sorun yaşamıyorlar nedense???

 

Bizde de o düzenlemelerin hayata geçmesi çok mu zor?

 

Asla!!!

 

Yeter ki o düzenlemelerin yapılmasını doğru bir şekilde ortak bir dille talep edebilelim.

...

Diğer taraftan kendi düzenlememizi kendimiz ele almalıyız dedim. Mesela, çalışma saatleri ve çok tartışılan cumartesi tatili konusuna gelirsek; özellikle yaz aylarında bir çok ilde gerçekleştirilen eczanelerin cumartesi tatili konusu başta büyükşehirler olmak üzere neden tüm Türkiye’de hayata geçirilemez? Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında eczaneler cumartesi tatil olursa ne olur?      

Açık olunca ne oluyor ona bakalım önce : Açık olanların yüzde doksanı o gün en fazla 500 TL ciro yapıyor (tabi yapabilirse), oradan da 100 TL kar elde etse; yemeğe, çaya, elektriğe, suya en az 150 TL para harcıyor. Düzgün bir planlama ile üç cumartesi kapatıp bir cumartesi nöbetinde açsa 2 bin TL ciro elde eder mi? Eder. 

 

Hadi etmedi, Bin TL ciro yaptı diyelim. Gider aynı kalacak. 200 TL kar elde etti, her hafta 50 TL zarar ederek ayda 200 TL zarar etmekten kurtuldu, toplam kazanç 250 TL !

 

Üç hafta hem kendinizin hem de çalışanlarınızın insanca dinlenmiş olması da cabası!

 

Yok arkadaş, cumartesi kapatmayalım, hatta pazar da açalım diyen var mı???

 

Olmaz olur mu? İlla ki vardır!

 

Ama hesap ortada;

 

Başımıza gelenler de hep bu hesap kitap bilmeyenler yüzünden değil mi?

...

 

Saygılarımla...

 

 

 

s.sofugil@eczacininsesi.com

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat