Gelecekte bir gün ülkemizde de insanlar zincir eczanelerden alışveriş yapmaya başlarsa, geriye dönüp bugün bizlerin işlettiği eczaneler için “Oh olsun, eski eczaneciler ne kadar kötü insanlardı” mı diyecek yoksa “Ahhh, ahhh! Nerede o eski eczacılar” mı diyecekler?

         Hiç düşündünüz mü?

         ...

         Nereden çıktı şimdi bu soru diyorsunuz içinizden. Şöyle anlatayım;

         Uluslararası siyasette mekik diplomasisini icat eden önemli bir devlet adamının “ Bu günü kontrol eden geçmişi kontrol eder, geçmişi kontrol eden geleceği de kontrol eder” şeklindeki uluslararası siyasetin önemli bir doktrinini mesleğimizin geleceğini okumada da kullanmalıyız diye düşünüyorum.

         Neden derseniz;

         Son yıllarda, özellikle de son on yılda hep sağlık harcamalarının ne kadar arttığına vurgu yapıldı ve hala yapılıyor. Oysa 2009’dan beri ilaç harcamalarının sağlık harcamaları içindeki miktarı neredeyse kuruşu kuruşuna aynı kaldı, diğer sağlık harcamaları arttığı için de ilaç harcamalarının oranı azaldı.

 

         Ama varsa yoksa ilaç harcamaları...

 

         Geçenlerde basına Kurum kaynaklı bir haber düştü yolsuzlukla ilgili, bilmem dikkatinizi çekti mi? Kurum, kuru göz sendromu için haksız yere 102 milyon TL para ödemiş, zarara uğramış.

         Gazete manşetleri “100 milyonluk vurgun” şeklinde yayınlandı.

         ...

         Pekiii, ilaç dışı diğer sağlık harcamaları hiç mercek altına alınıyor mu???

 

         Mesela ülkemizde çekilen MR ’lar için yapılan istisnai bir haberde başlık nasıl?      Türkiye’de yılda bin kişiye çekilen MR sayısı 114 oldu”

         Binde 114!

         Ne kadar küçük bir rakam değil mi???

 

         75 milyon nüfus üzerinden hesaplanırsa bir yılda 8 milyon 550 bin MR çekilmiş. Resmi fiyat listesi üzerinden (60TL) hesaplarsak bile (ki özelde çekilince ödenen ücret 500 TL’ye çıkıyor) bir yılda 513 Milyon TL MR için vatandaş ve/veya devlet para ödemiş.

         Bunun en iyi ihtimalle yarısının haybeden çekilen MR olduğunu varsaysak, yani en iyi ihtimalle yarısını devlet ödemiş olsa, 250 Milyon TL havaya gitmiş. Hadi 50 Milyon TL’sini de tıbbi gereklilik diye feda edelim, yine de boşa ödenen para 200 Milyon TL.

         Ama haberin başlığı “Ülkemizde bir yılda çekilen MR sayısı binde 114”

         Ne kadar küçük bir rakam!!!

         Konu kuru göz ilacı olunca başlık  “100 milyonluk vurgun”

         Vurguna bak vurguna!!!

         ...

         Son günlerde bir de 2015 yılına ait ilaç harcamalarına ait rakamlar haber yapılmaya başladı, 2009’dan beri ilaç harcamaları neredeyse kuruşu kuruşuna aynı 15 Milyar TL olarak seyretmişti ya, adeta korkunç bir artış oldu algısı vermek için 2015 yılında ilaç harcamaları 19 milyar TL oldu diye yazılıp çiziliyor.

         Elimde henüz resmi rakamlar yok ama ilk 11 ayda resmi rakamlara göre 16 Milyar TL ödenmiş, aralık ayının da 1,5 milyar TL olduğunu varsayarsak toplamda ödenen miktar 17,5 Milyar TL olarak gerçekleşti. Geçen sene 16 milyar TL olmuş, 2010 yılında 15 Milyar TL olduğunu tekrar vurgulayalım, özetle; 2010 yılına göre son 6 senede artış sadece 2,5 Milyar TL

         ...

         Pekiii, hastanelere ne kadar ödenmiş?

         Hastanelere yapılan ödemelerin toplamı 2010 Yılında 18 milyar TL iken 2015 ’te 36 Milyar TL’ye ulaşmış durumda.

         Artış tam iki kat !!!

         ...

         O çok fazla denilen ilaç harcaması ne kadar artmıştı???

         Yüzde 15, çeyrek kat bile değil!

         ...

         Reçete sayısındaki artış da hemen hemen aynı oranda; 2010 yılında yılda 310 milyon reçete yazılmışken 2015 yılında 340 milyon reçete yazılmış.

         Ama;

         2010 yılında 276 milyon defa hastanelere müracaat yapılmışken 2015 yılında bu sayı neredeyse harcamayla doğru orantılı olarak iki kat artmış, 500 milyona doğru gidiyor.

         ...

         Rakamlar incelendiğinde insanların çoğunlukla aile hekimliği basamağını atladığı, 2.kademe devlet hastanesine başvurduğu, ya da bir kısmı özel hastane olan üniversite hastanelerine başvuru yaptığı ve bu başvuruların iki kat arttığı görülüyor.

         Hülasa;

         Nüfus iki kat artmadığı halde insanlar hastanelere iki kat başvuru yapıyor, bunun da tek açıklaması var; insanlar bu sistemle tedavi olamıyor.

         ...

         Avustralya’da 2005 yılında devlet bir karar alıp zincir eczanelere izin verdi. Gerekçesi ise sağlık harcamalarında tasarruf sağlamaktı. Daha Türkçesi; Avustralya’daki eczaneciler halkı ve devleti kazıklıyordu, devlet buna uyandı ve halkı ve devleti o zalım(!) eczanecilerden kurtarmaya karar verdi.

         İlk başta gelen rakamlar da bu tezi doğrular nitelikteydi, Avustralya hükümeti de ne kadar haklı çıktığıyla övünmeye başladı.

         2010 yılına gelindiğinde ise insanların zincir eczaneler yüzünden doğru dürüst tedavi olamadıkları, sağlık zincirinde birden fazla tur attıkları, sağlık kuruluşlarına tekrar tekrar gittikleri, hatta tur bindirdiklerini bu yüzden de sağlık harcamalarının iki kat arttığının farkına vardı.

         Avustralyalı meslektaşlarımız buna “Bumerang Etkisi” dediler.

         İlk başta oluşan tasarruf gerçek anlamda bir tasarruf değildi, harcamalar bumerang fırlatır gibi fırlatılıp uzaklaştırılmıştı ama çok süratli bir şekilde gelip atanları vurmuştu.

         Avustralya devleti o beğenmediği eczanecileri(!) tekrar ayağa kaldırmanın yollarını arıyor şimdilerde...

         ...

         Biliyorum, rakamlardan sıkılıyorsunuz. Ama göz ucuyla baktığınız o kadar rakamı şimdi bir defa daha okuyun isterseniz, ki resim netleşsin.

         ...

         Şimdiii, soru şu;

         Kamuyu kendisine gelen reçete ile yılda 100 milyon zarar uğratan eczaneciler zaten elinde yeterince ilaç bulunduramıyor, birçok ilaç yokta, az kazanıyorlar diye de satmıyorlar, sıcaklığı da sabit tutamıyorlar, o yüzden de senelerce bize hep bozuk ilaç verdiler...vb. bahanelerle bizde de kurtarıcı olarak zincire izin verilir ve hayata geçirilirse halkımızın tepkisi ne olur???

         ...

         “Aaah aaah” mı derler?

         “Oooh oh” mu???

         ...

         Allah’tan yöneticilerimiz çok uyanık insanlar.

         Isı nem düzenlemesini ısrarla savunarak ilaçlarımızın bozulmasını önlemeye canla başla çalışıyorlar.

         Ülke ekonomisi zarar görmesin diye, diğer sağlık bileşenleri gibi yüzsüzlük edip daha fazla kaynak da istemiyorlar, ilacın bilinçsiz ve fazla tüketiminden dem vurup duruyorlar her daim.

         Takviye edici gıdalara hiç bulaşmıyorlar, yasal hiçbir düzenlemede geçmeyen medikal tanımını kullanmamızın kafa karışıklığına yol açacağını düşünüp ses çıkarmıyorlar.

         Meslek hakkını almamız için çok yetersiz olduğumuzu, daha astım ilacını kullanmayı bilmediğimizi, yani cehaletimizi yüzümüze vurarak hatırlatıyorlar, daha kırk fırın ekmek yememiz gerektiğini biliyorlar…

         Özetle; algı yönetimine karşı teyakkuz halindeler(!), bugünü çok güzel değerlendiriyorlar.

         ...

         Ah almaktan çok korkan bir milletiz, ya:

         Arkamızdan kimseye ah ettirmeyecekler!

         Kesin!

         ...

         Saygılarımla...

 

 

        

           s.sofugil@eczacininsesi.com          

 



Dosya

Özgür Köşe

Dünyada Eczacılık

Sektörel Bakış

Çepeçevre

Kültür Sanat